Bhujangasana - Bhujangasana (Kobra Pozu)

Bhujangasana (Kobra Pozu)

Bhujangasana (Kobra Pozu)

 “Bir yılan gibi, omurga uçtan uca hareket ettirilmelidir; kafa hareket ettiğinde, hareket kuyruğa iletilir.

B.K.S. Iyengar

Bhujanga “yılan” anlamına gelir. Poz, ellerin avuç içleri yerde omuzların altında aşağı dönük bir pozisyondan başlar. Omurga uzatılır, kalçalar sıkılır, baş ve göğüs yavaşça kaldırılır. Dirsekler bedene yakın durur ve bakışlar yukarıya çevrilir. İlk pozisyona dönüş yavaşça yapılır.

Yılanlardan korkmayan çok az sayıda insan vardır. Kobra en güçlü ve en korkutucu olandır.  Yılanın hiç olmadığı yerde yaşayan Eskimolar arasında bile ondan korkulur. Araştırmalarım gösteriyor ki kobra sembolü dünyanın yirmi iki büyük ülkesinde bulunabilir. Ölümcül zehri ani ölüm anlamına gelirken; deri değiştirme becerisi yenilenme ve canlanmayı(1) sembolize eder. Doğurganlığı(2), doğum ve ölümü; bilgeliği ve hazzı; iyi ve kötüyü; hayat mücadelesinin paradoksunu temsil eder.

Yılanların psikolojik anlamı, yaşamın her dönemeçte – ekonominin, sağlığın, hayatın çöküşünde – bize attığı zehirle beklenmedik bir şekilde aşırı güç kazanma korkusunda yatar. Savaş daimidir. Aziz Paul’un dediği gibi, kapasitemizin ötesine asla atılmaya kalkışmayacağımızı fark edene kadar sonuç genellikle tükenme ve çaresizliktir.

Bu duruş içinde, emekleyen bir canlı gibi yerde yüzükoyun yattığımda, hangi çabayla ani bir kışkırtmayı defedebilirim? Aşağılayıcı ve korku veren bir pozisyon –çiğnenebilirim. Bacaklarımın hareketi olmadan ellerimi yere sıkıca yerleştirmek, gövdeyi ve başı yukarı yükseltmek farklı hissettiriyor. Karnımda tuhaf bir his var, boğazımdaki yumrunun, gerginliğin kaybolması biraz sürecek. Başım ağır hissettiriyor, boynum tutuk ve suratım asık, kalbim boğazımda atıyor gibi görünüyor. Göğsüm açılıp, kendini “Büyük Yılan’a” o muhteşem yaratıcı güce(3) sunacak mı? İçimde uyuyan ruhani güç hiç uyanacak mı? Bir yılan ritmik hareketler yapar; ancak ben bu asanada, pozisyon içinde kilitli kalmış hissediyorum. Neye kilitlendim? Eski derimi değiştirebilir miyim? Kendimi nasıl yenileyeceğim?

Saklı kalmış potansiyelimin farkında olmadığımdan, harcanması gereken çaba devasa görünüyor. Yılanı düşünüyorum. Göz kapakları yok, gözleri her zaman açık, daima görüyor ve tetikte. Benim bilgisizliğim bana gözlerini dikip bakacak mı? Bu denli bir teyakkuzu sineye çekemem. Yılan konuşmaz. Ben ise içimdeki büyük sessizliğin arkasında ne olduğuna bakmaya cesaretim olmadığı için gün boyunca etrafa birçok kelime ve düşünce saçıyorum. İçe bakmak – sayısız küçük yılan Pandora’nın kutusunu mu açacak? Zihnimin gözünde resimler sancılı bir şekilde birbiri ardına yuvarlanıyor, kendi varlıkları hakkında farkındalık yaratırken çok az rahatlama sağlıyorlar. Eskimiş derimi nasıl değiştiririm? Doğrusunu söylemek gerekirse kendimi yenilemek istiyorum.

Bhujangasana (Kobra Pozu)

Güçlü, korkutucu, ölümcül zehir, deri değiştiren, yenilenme, canlanma, doğurganlık, doğum ve ölüm, bilgelik, haz, iyi, kötü, paradoks, aşırı güç, tükenmişlik, çaresizlik, yüzüstü, aşağılayıcı, boyun tutukluğu, asık suratlılık, büyük yaratıcı güç, ritmik, pozisyon içinde kilitli, saklı potansiyel, bilgisizlik, teyakkuz, içe bakış, Pandora’nın kutusu

Yılanlarla ilgili olumsuz kayıtlar, mitlerde asırlar boyunca oldukça yaygındır. Yahudi-Hristiyan geleneğinde yılan hazdır. İnsan cennet bahçesinden kovulmuştur, o sebeple aklını kendi türünün devamını korumak için üremeye çevirir. Fakat Meryem Ana sık sık ayağının yılan üzerinde gösterilmesi ile yılanın(4) başında dans eden Hindu tanrısı Krishna’nınkine benzer bir fikirle tasvir edilir; her ikisi de farkındalığın kötülüğü tanıdığını ve üstesinden gelebileceğini gösterir.

Birçok kültürde yılan, ilahi güçlerin ya da bilgelik özelliğinin sembolü olmuştur. İskandinavların aklında yılanın etkisi öyle güçlüdür ki, kılıçlarına onu işlemiş, sanatlarında öne çıkmıştır. İskandinav mitolojisinin en büyük tanrısı Odin zaman zaman yılan formunu alır, ne var ki bir ruh olarak yılana verilecek en yüksek mertebe “Öteki Dünya”dadır.

Avrupa ve Orta Asya’da da yılana aynı yüksek mertebe verilir. Agamemnon’un zırh işlemesi üç yılandan yapılmış olup, gökkuşağı ve gökteki(5) en büyük güçle ilişkilendirilir. Romalılar, bilgeliği temsil eden Minerva’nın bir niteliği olarak yılana sahipti; Mısır tanrısı Ra’nın diademinde(6) yine yılan görülmektedir. Daha sonra birçok firavun, insanlara bilgelik aktarma yolu olarak bunu kullanmıştır. Yukarı ve Aşağı Mısır’ı sembolize eden iki yılan, iki benlikte birey için emsallerine sahiptir –fiziksel-maddi benlik ve manevi benlik; bu benlikler sembolün çelişkili doğasını göstermektedir.

Arap ülkelerinin devasa çöllerinde yılan ve yılan masalları insanların onlarla yaşadıklarından ilham aldı; bu yüzden dini inançlarından ayrı tutulmadı. Bazı Arap masallarında, yılan minnettar olandır. İslam, yılanı yaşam ve prensipleriyle ilişkilendirmiştir. Ahriman ve Angra Mainu, İranlılar için karanlığın yılanlarıdır.

Erken tarih bize Babillilerin yılan Tiamat’ı “bacaksız”, “karanlığın yılanı” yani kaos ve kötülük olarak çağırdıklarını söyler. Babilli EA, deniz yılanları Lakhmu ve Lakhamu olarak erkek ve dişidir, eril ve dişil etkileşiminin gökyüzü ve yeryüzüne yayıldığını öne sürer. Yeniden doğuş (reenkarnasyon) fikri de, gökyüzü tanrısı Ea-EnKe’nin insanlara dünya düzeni bilgisi yaydığı Babil’den çıkmıştır. Hayat devam edecekse; en az ölüm kadar, yeniden doğuş da gereklidir.

İnsanın ölüm korkusu, onu sonsuz hayat tutkusunu beslemeye itmiştir. Ölüm düşünceleri bir korku duygusu yaratır ve kendileri kötücül şeytan haline gelir. Ölümün saati bilinmediğinden belki de ölümcül bir yılan kılığında bulunan ölüm iblisinin, kurbanını sessizce avlamak için karanlıkta saklandığı görülüyor. Ama yılanın şeytan olmasına gerek var mı? Masum biri için arkadaş gibi de görünebilir. Hindistan’da bu paradoksu anlatan birçok hikaye var. Mesela kobralar, küçük çocukların süt kaselerinden kendilerini doyurur. Bunu izleyen yetişkinler dehşet içinde kalırken, kobralar çocuklara zarar vermez, hatta onlara arkadaş olarak davranır.

Öyle görünüyor ki bazı korkular her zaman yaşam yüzeyinin altında gizleniyor; iğneleyici eleştiri korkusu, depresyon zehri, ölüm korkusu… Dikkatli bir gözlem olmadan yaşamın kendisi gizemli ve hain görünmektedir. Güçlü manyetizmi doğurganlığa işaret eden seks, ne zaman içgüdüsel olarak bir yılan gibi yükselir ve vurur? Aklımın zehirleri nelerdir? Her zaman izleyebilir miyim? Konsantrasyonum çok zayıf. Kader en mutlu ve neşe dolu anlarda vuruyor.

Kobranın biyolojik karakteristiği ve alışkanlıkları onun sembolizminin gelişimine büyük katkı sunmuştur. Bilim insanlarına göre, bazı yılanların baş ve çenelerinin yapısı, hayatta kalabilmek için çevrelerinde bulunan canlıları yutması gereken, normal sınırların ötesinde genişlemeye izin verecek şekilde tasarlanmıştır.

Ruhani açıdan konuşmak gerekirse, bir adayın kafası aynı zamanda dünyada hayatta kalmak için yapılandırılmıştır. Duyu organları burada bulunur ve çeneler sıkı kenetlenmeleri sayesinde sıklıkla kendi isteklerini ve öfkelerini ya da zehirli düşünceleri ve alaycı yargıları bastırmaya yarar. Bazen engeller aşırı büyük görünür, ama yine de yılan hayatta kalmasının, önündeki engelleri kaldıracak şekilde yapılandırılmış olup, aday da ilahi amaçtan ayrılmanın üstesinden gelmek üzere tasarlanmıştır.

Hiçbir yılan yalnız yaşamaz. Çevrede hayatta kalma yarışında zehirlerini zerk ederek mücadele eden başka türden canlılar da var. Sürekli zehirli düşüncelerin hedefi olan bir aday kendinde var olan güveni eşelemeye başlayacaktır. Halbuki adaptasyon kendini olumsuzlamadan yapılmalıdır.

Bazı kobralar kukuletalı yılanlar olarak anılır. Korkuyu artırma ve blöf yaparak teslimiyet sağlama amaçlı tehditkar kukuletasını yükseltir. Tüm kobralar içinde en zeki olanı Kral Kobra varsayılır. Bilgelik sembolünün yılan olması bununla ilişkili midir?

Kobra saldırdığında, eğer zehir geniş bir damara girerse ölüm çok hızlı olur ve sözde panzehir faydasızdır. Bilim insanları bize bazı kobraların birkaç metre ince bir zehir akışı çıkarabildiğini söylüyor. İnsanlarla etkileşime girdiklerinde, yılanlar bir adaya doğrudan zehirli uyarı göndermezler; ancak rastlantısal oldukları iddiasında bulunabilirler.

Yılan oynatıcıları, çoğunlukla gezginlerin kendileriyle karşılaştığı Doğu ülkelerinde, yılanların flüt(7) müziğiyle dans etmeleriyle tanınırlar. Yılanlar, sağır olduklarından ya sesin titreşiminin ya da oynatıcısının beden hareketlerine tepki verir. Peki tehlikeli yaratıklarla nasıl baş ediyorlar? Ufak dozda zehir aldıklarında bağışıklık kazandıkları söyleniyor. Bu, yılanı üreme ile ilişkilendiren, cinsel ilişkiye atıfta bulunmak için bir yol sağlayan hikayelere yol açtı. Hikaye anlatıcılarının yapması gereken tek şey, fikri yılan oynatıcısından güzel bir bakireye aktarmak ve böylece birikmiş bir zehri geçirme olasılığını ortaya koymaktır. Bunu yapmanın yöntemi doğal olarak cinsel ilişki(8) olacaktır.

Zehirli olan sadece yılanın zehri değildir; kısa bir bakışın yani  “kem göz”ün de zehri vardır. Kem göz ya da ölümcül bakış inanışı Hindistan’da çok yaygındır. Sanskritçesi drig-visa veya dristi-visa olan, anlamı ise bakıştaki zehir olan isim zamanda çok geriye gider. Arap ülkelerinde de benzer inanışlara rastlanır. Bir kişinin görünümündeki kibir o kadar güçlü olabilir ki, o kişiyi çaresiz bir kurbana indirger. Ayrıca saçlar yerine kafasında büyüyen yılanları olan Yunan Gorgonu Medusa’yı da hatırlamamız gerekiyor. Görünüşü o kadar güçlüydü ki bir seyirciyi taşa dönüştürmesi için tek bir bakışı yeterliydi.

Boa yılanı gibi bir yılan, örneğin piton, vücudunu daraltarak avını hareketsizleştirir, tüm nefesini sıkar. Aday, ruhsal özlemlerin boğulduğu bir atmosferden kaçınmak için iyi sonuç verecektir. Yaşamın nefesi yalnızca vücudu canlı tutmak için değil, aynı zamanda iki dünya arasında maddi ve maddi olmayan bir köprü olarak gereklidir.

Asanayı uygularken aşağıda izleyen düşünceler size de olabilir: Hayatımda uzun süredir hüküm süren dikkatsizliği geri tepmek istiyorum. Eski benliğim hala çok kuvvetli. Bilgi ip gibidir, ona tutunmalıyım. Az bilgi dalgalar gibidir—bir yukarı bir aşağı. En iyi yaklaşım nedir? Neden bu kadar omurgasızım? (Ruhum istekli ama bedenim zayıf.) Başladım mı? Hayatın gizeminin içine nüfuz edebilecek miyim? Hayattaki amacım nedir? Bilgelik çok hızlı nüfuz etmiyor. Kalbim saf değil. Bir sürü başka şeyle dolu. Nelerle? Arzular ve daha fazlasıyla. Onlar sadece kalbimi değil kafamın içini de duygularla doldurdu. Kaçmak için pek çok girişim var. Bilgelik güneşinin nüfuz etmesini sağlamak için kayalardaki karanlık saklanma yerinden taşınmalı.

Bhujangasana (Kobra Pozu)

Sonsuz yaşam, dehşet, iblis, masum, arkadaş, iğneleyici eleştiri, depresyon zehri, manyetizma, kader, rekabet, zehirli sözler, güveni eşelemek, kendini olumsuzlama, tehditkar kukuleta, blöf yapma, kem göz, çaresiz kurban, boa yılanı, boğulmuş, dikkatsizliği geri tepmek, bilgi, dalgalar, omurgasızlık, tutkular, duygular, kaçış, karanlık saklanma yeri

Yılan bana başka ne ifade ediyor? Ondan ne öğrenebilirim? Bilgelik koşarak gelmiyor, yavaşça süzülüyor. Aniden yeni bir şeyin farkına varıyorum, bir şeyin kavrandığını, öğrenildiğini kalbin işe yaramaz arzusunun yerini aldığını biliyorum. Ben omurgasız değilim. Sırtım güçleniyor, yarıklardan yükselmeye hazır hale geliyor. Bir güç dalgası varlığımı delip geçiyor. Yeni bir yaşam nefesi alıyorum. Yaşam kutsal. Yaşamın bir amacı var.

YANSIMALAR (Kobra Pozu)

Mutlak akıl, sarmal yılan Shesha’nın, Vishnu’nun primordiyal sularda yüzmesini sağlayacak bir yatak oluşturduğu Kozmik okyanus üzerinde dans eder. Yılanın yedi başı uyuyan Vishnu üzerinde koruyucu bir manto gibidir. Güzellik ve zenginlik tanrıçası Lakshmi, zehre karşı koruma olarak Vishnu’nun ayaklarına sonsuzluk nektarıyla masaj yapar. Uyanış yaratılışı beraberinde getirir. Su; insan tohumu, alıcı rahim ve yeryüzü için semboliktir. Bu oyunda yaratım devam eder.

Yılan Ananta (aynı zamanda Shesha olarak da bilinir) tüm yılanların bin başlı hükümdarıdır; daimi, sonsuz ve sürekli devam edecek doğurganlığın simgesidir. Yılanın sarmalları insanları doğaya çekmek için ayartıcı, çevreleyici ve baskıcıdır. Doğanın bu güçleri – duygular ve seks – karşılanmalı ve ilahi olanın koruması altına alınmalıdır. Yılan ayrıca, Brahma’nın geceleri ve güzdüzleri ya da ilahi uyku ve ilahi uyanışı gösteren, yukarı ve aşağıya doğru giden bir spirali temsil eder. Bu dünyanın gecelerini ve gündüzlerini açıklamanın başka bir yoludur.

Krishna’nın yılan Kaliya’nın başının üzerinde dans etmesi, doğayı ve onun gücünü temsil eder. Bazı zamanlar kaotik olan bu güç yıkımın içindeki yaratımdır; ancak Krishna bu gücün tezahürünü kontrol altında tutar. Bu nedenledir ki birçok metinde, özellikle Bhagavad Gita’da, Efendi Krishna en önemli biricik odak noktası olarak bahsedilir. Doğanın ve onun güçlerinin, türlerin devamlılığını sağlamak için hizmet eden yaratıcı kuvvetin sembolüdür. Doğa gerçeği arayan ile ilahi olan arasında bir perde gibi ayakta durduğunda, Krishna’ya dikkat kesilmek bu kudretli güçlerin ötesine geçmenin tek yoludur.

Bilgelik, kontrol edilemeyen duygularla yönetilen hayatlar yaşayanlarda nadir bulunan bir özelliktir. Ama bilgelik yaşamı uzatmak için mutlak gerekliliktir çünkü aydınlanmaya doğru gelişim çok yavaş olur. Yılanlar neredeyse çıt çıkarmadan hareket ederler; akıl da aynı şekilde. Ancak haz da sessiz ve yavaş gelir, aniden bizimle yüzleşir ve hızlı kararlar talep eder. Hep bizim içimizde olan doğuştan gelen bilgeliğin beklenmedik anlarda farkına varırız.

Kundalini Şakti, normalde insan omurgasında(9) gizlenen yılan gücünü sembolize eder. Spirali yukarı doğru hareket ettirmek için kullanmayı öğrenebilecekleri bir araç sağlamak, Kozmik güçler için ne kadar inanılmaz bir söz. Çaresizlik birinin kaderi değildir, aksine bu içsel kaynaklarla bağlantı kurabilme yeteneğidir. Hazzın ani görünüşü ya da ilham verici bilgelik bir insanın kalbini eşit oranda etkiler. Aniden gelen bir panik duygusu, bir an için kabul etme veya reddetme kararını geciktirebilir. Böyle bir anda ne yapılması gerektiği en iyi Nagasena’nın sözleriyle ifade edilir. Krala, yılanın göbeği vasıtasıyla—“bağırsak seviyesinde sindirilen bilgi” yoluyla ilerlediğini bildirir. Bilgiyle ilerleme her zaman bir maladaki boncuklar gibi birbirine bağlanmış kişisel deneyimler anlamına gelir.

Kral’a ayrıca, yılanın uyuşturucu (soma içkisi) veya güçlü sarhoş edici maddeler kullanmadığı; çünkü net düşünce ve net görüşün bu şekilde elde edilemediği söylenir; işte buna günahkarlık yolu denir. Ayrımcılığın etkisiyle, yılan gibi bir adayın, uygunsuz olan herhangi bir şey gördüğünde yüzleşmekten kaçınması gerekir. Şüpheli bir etkinlik veya etkileşimle meşgul olmakla kaybedilen zaman sonsuza dek gider. Kayıp bir gün bile geri kazanılamaz.

Nagasena şöyle der:

“Avcı, geçirdiğimiz sadece bir gece

İrademizin dışında ve evden uzakta,

Ve bütün gece boyunca birbirimizi düşünerek,

Sızlanıp durduğumuz o gece değil mi yine de,

Ve hüzünlendiğimiz; çünkü bir daha asla geri dönmeyecek.”(10)

Vedik Aryan geleneğinde bize yılanın, kendi bedenini ayın hareketiyle oluşan gel-git göstergesi ritmik daireler şeklinde spiral olarak yedi kez doladığı söylenir. Mutlak aklın okyanusunda, bireyin hayatının kendi gel-gitleri vardır. Bazen dalgalar geri çekilir, kumlar, taşlar, deniz kabukları görünür olur. Dalgaların çorak gücüyle kıyıya atılırlar. Ancak bu çoraklık daha güçlü ve yüksek yepyeni bir dalganın gelişine işaret eder ve hemen ardından bir diğerinin. Yıllar yılları kovalar, kış gelir, hasat yapılır ve toprak çoraklaşır. Dalgalara benzeyen görünmez eylemlerse asla durmaz. Aday bu süreçlerden de geçecektir.

Kobra büyümek için devamlı olarak deri değiştirmek zorundadır. Yeni bir benliğinin oluşması için aday kaç kere eski derisini değiştirmelidir? Bu her seferinde büyük bir yeniden doğuşa yönlenecek ufak bir yeniden diriliştir.

Yılan genellikle, Yüksek Bilincin başarısının aksine doğurganlık sembolüdür. Ama eğer aday içsel dayanıklılık sembolü olan bilge yılanı takip ederse, spiritüel gücün manyetik kuvvetine sahip olan, aslında doğuştan gelen bilgeliğin farkındalığına aniden ulaşacaktır.

 

REFERANS NOTLARI: Kobra Pozu

  1. “Yunan mitolojisinde….yılan, yenilenme ve yavaşlayan ölüm döngüsüne bağlı yaşam prensibini temsil eder.” Campbell, Occidental Mythology, 259.

Ouroboros, kendi kuyruğunu ısıran mitolojik bir yılan figürü, birçok kültürde kendini yenileme gücünü sembolize eder.

  1. Quetzacoatl, Aztek Meksika’nın tüylü yılan tanrısı, doğurganlık tanrısıdır. Neumann, The Great Mother, 204.

Eski Avrupa’nın yılan tanrıçası da doğurganlıkla ilişkilendirilerek birçok formda temsil edilir. Girit’te o ev hanesinin tanrıçasıdır. Hutchinson, Prehistoric Crete,108.

  1. “Evrenin yardımcı enerjisi ve özü, ve bunun sonucunda da birey, Hindistan’da yılan figüründe tasvir edilir. Yogi bu gücün üstadıdır.” Campbell, Primitive Mythology,436.
  2. Yamuna Nehri’nin suları kara yılan Kaliya tarafından zehirlenmiş ve sudaki tüm canlılar ölmüştür. Efendi Krishna nehre atlar, bir tanrı olduğundan yılanla savaşmaz ama onunla eğlenip, dalga geçer. Öfkelenen Kaliya, kendi ekseni etrafında dönerek Krishna’ya üstün gelmeye çalışır, ama Krishna zarif bir şekilde yılanın kafasına biner ve dans etmeye başlar. Kafasının dans eden Krishna’nın ayakları altında ezildiğini gören Kaliya’nın eşleri, Krishna’ya kocalarını affetmesi için yalvarırlar. Krishna şefkati yüzünden onların isteklerini kabul eder ve Kaliya’yı bir adaya sürgün eder. Bhagavata Purana, X.16.
  3. Yılan; Yunanlılar, Çinliler, Fransızlar ve Afrikalılar gibi birçokları tarafından gökkuşağıyla ilişkilendirilmiştir. “Göksel Yılan… gökkuşağını ve bu dünyayla diğeri arasında köprü kurmayı sembolize eder.” Cooper, Illustrated Encyclopaedia of Traditional Symbols, 148-150
  4. Mısırlıların tacı bir yılanın başını gösterir ve açık düşünmekten, ayrımcılığa, cesarete ve sezgisel güçlerin içgörüsüne dayanan bilgeliği zorlukla daha iyi olabilecek şekilde sembolize eder.
  5. Yılan oynatıcıları yanında çok az insan yılanların davranışları ve zehirleri hakkında her şeyi öğrenmeyle ilgilenir. Bilim insanları da bu türden bir ilgiye sahipler. Belki bu nedenle caduceus’un içi içe geçmiş yılan sembolü tıp ve şifa sembolü haline gelmiş olabilir.

Heinrich Zimmer caduceus’u Mezopotamya’ya kadar izler ve orada şifa tanrısının sembolü olarak görür. Sonradan ortaya çıkar ki Yunanistan’da şifa tanrısı Asklepios’tur. Zimmer, Myths and Symbols,74.

“Yunanlılar genellikle yeraltı dünyasını konu edinen rüyalar (bilinçdışı zihinden farklı olmayan bir kavram) görürdü ve o bölgenin sahibi ve sembolü olan yılan doğal olarak rüyalar yoluyla iyileşen tanrının sembolü haline geldi.” Encyclopedia of World Mythology, 224.

Kundalini sisteminin yılan gücü, her bireyin gizli potansiyelinin gerçekleştiği farklı bir iyileşme için semboliktir.

  1. Tawney, Ocean of Story, vol.2, 312.
  2. Yılan gücünün Batı mitolojisinde de bir yeri vardır. Joseph Campbell, Sümer mitolojisinden, Kral Gılgamış’ın duyuların zevkleri üzerine odaklanan bir yaşam sürdürmekten memnun olmadığı bir hikaye anlatır. Gılgamış bundan daha fazlasını ister, bu yüzden ölümsüzlüğü aramak için bir yolculuğa çıkar. Ona “kozmik denizin dibindeki ölümsüzlük bitkisini” koparması gerektiği söylenir. Bunu başarır ama eve dönüş yolunda bitkinin kokusundan etkilenen bir yılan onu Gılgamış’tan alır ve yer. Böylece ölümsüzlüğün gücü bir zamanlar insandayken, elinden alınır.
  3. The Questions of King Milinda, VII, 5, 23.

 

Çeviren: Gülçin SERMETİ YAŞAM

Diğer Yoga Mitolojileri;

Shavasana (Ceset pozu)
Simhasana (Aslan pozu)
Mayurasana (Tavus kuşu pozu)
Kukkutasana – Cock (Horoz pozu)
Kurmasana Tortoise (Kaplumbağa pozu)
Vrishchikasana Scorpion (Akrep pozu)
Utthita Trikonasana (Üçgen pozu)
Garudasana (Kartal Pozu)
Bakasana (Turna Pozu)
Eka Pada Koundinyasana (Karga Pozu)
Chakrasana (Tekerlek Pozu)
Balasana (Çocuk Pozu)
Hamsasana (Kuğu Duruşu)
Paschimottanasana (Oturarak Öne Katlanma Pozu)
Tadasana (Dag Pozu)

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.