Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

Depresyonu yenme egzersizleri;

Egzersiz 1. BAĞDAŞ KURARAK ARKAYA YATMA  POZU

(Supta Svastikasana),beş dakika

Matın üzerine bolster yerleştirin,bolsterin üzerine katlanmış battaniye yerleştirin ve pozunu almak için alnınız çeneninizden yukarı olacak şekilde battaniye ve bolsterin üzerine kafanızı yerleşecek şekilde sırt üstü matın üzerine uzanın, bacaklarınız çapraz gelecek şekilde bir bacağınızı diğer bacağınızın üzerine atın.Karın gevşekliğini desteklemek için bacaklarınızın etrafında bağ kullanabilirsiniz.Egzersizin yarısında bacaklarınızın atma pozisyonunu diğeriyle değiştirin.Burada bedende,pelvis bölgesinde,karında ve göğüste açıklık oluşur.Çünkü göğüs desteklenir ve açılır, aklı sakinleşir ve enerji verir.

Egzersiz 2. Aşağı bakan köpek duruşu (Adho Mukha Svanasana)

Aşağı bakan köpek duruşu, uykudan uyanan bir köpeğin gerilmesini andırır. Amacımız vücut ağırlığını eller ve ayaklar arasında eşit bir şekilde dağıtırken, omurgayı açarak sırtı düz tutmak ve bacak arkası kaslarını germektir. Ardı ardına yapılan bu pozun amacı arkaya eğilme duruşlarından sonra omurga kaslarını rahatlatmak içindir. Bu duruşta depresyona neden olan yorgunluğu etkisiz hale getirir. Egzersiz sırasında yada başka zaman kendinizi derin düşünce içinde bulursanız nefesi yavaş ve derin verin; bu olumsuz düşüncelerinizi olumluya çevirmenizi sağlar yani bu poz duygular için dengeleyicidir.

 Adsız 14 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

Egzersiz 3. YARIM AY POZİSYONU(Ardha Chandrasana)

Utthita  Parşvakonasana pozisyonunu alın. Nefes alırkeni, sol kolunuzu döndürüp sol bacağınızın üstüne koyun. Nefes verirken, sağ elinizi sağ ayağınızdan 50 cm yana açarak yere koyun. Aynı zamanda sol bacağınızı yerden kaldırın. Sağ kolunuzu ve sağ bacağınızı dümdüz tutun. Konsantre olun, zihninizi karnınızın üzerine yoğunlaştırın ve normal olarak rahat nefes alıp verin. Dengenizi koruyun ve bacaklarınızı dümdüz tutun. Bu çalışmada bir dakika kalın. pozun özellikle gerginliğe çok yardımcı olduğunu düşünüyor çünkü bu yolla vücudunuzun dış çeperine odaklanıyorsunuz, el ve ayak parmaklarınızı gerip uzatarak , dışarı merkezden uzatarak özgürlük ve serbest kalma duygusunu yaşarsınız. Duruşu odanın ortasında yapmak yerine duvarda yapmanın avantajı dengeyi sağlamak için en az kas gücünüzü kullanmanızdır. Bu sayede denge için endişeleneceğinize pelvise ,karın boşluğunuza ve göğsünüze odaklanabilirsiniz.

Adsız 15 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

 

Egzersiz 4. AÇIK BACAKLA ÖNE EĞİK DURUŞ(Prasarita Padottanasana),

Ayaklarınız  paralel olarak ayakta durun ve ayaklarınızın arasını bir metre yada bir bacak boyu açın. Kalçanızdan öne doğru eğilin, gövdenizi  uzatın, ellerinizi omuzlarınızın altına getirin, el parmaklarınız öne bakacak, Nefes alın ve dirseklerinizi bükerken nefesinizi verin ve kafanızın tepesi yere değecek şekilde eğilin. Eğer kafanız yere ulaşamazsa başınızın altına bir kütük koyabilirsiniz. Ellerinizi ayaklarınızla aynı hizaya getirin, el parmaklarınız öne doğru bakacak şekilde.

 Adsız 16 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

 

Egzersiz 5. BAŞÜSTÜ DURUŞ (Sirsasana)

Başınızı ve ön kollarınızı desteklemesi için katlanmış bir mat yada battaniyeyi bir duvarın önüne yerleştirin. Diz çökün ve duvara yakın bir mesafede ellerinizi iç içe geçirerek yerleşin. Başınızın tepesine zemine getirin, avucunuzun içine başınızın arkasını yerleştirin. Ayak parmaklarınızı aşağıya getirerek bacaklarınızı gerin. Dizlerinizi eğerek kalçalarınızın üzerine getirin ve daha sonra bacaklarınızı pozun içine uzatın. Pozdan çıkmak için adımlarınızı geriye doğru atın. Bu duruş,duyguları stabilize eder ve güven duygusu oluşturur.

Yoga perspektifinden baktığımızda baş ve omuz üstünde bacaklar yukarıda durulan bu pozun duygu kontrolünde çok yardımcı olduğu  ve özellikle bu duruş aylarca yada yıllarca devamlı olarak yapıldığında zihni sakinleştirdiği ve morali yükselttiği düşünülmektedir.

 Adsız 17 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

 

Egzersiz 6. DEVE POZU(Ustrasana) bir dakika

Vacrasana pozisyononu alın, dizlerinizin üzerine kalkın.dizlerinizi bacaklarınızı ve ayaklarınızı 30 cm yana açın.Nefes alırken elleriniz ve başparmaklarınız arkaya , diğer parmaklarınız öne gelecek şekilde  kalçanıza koyun.Göğsünüzü dışarı fırlatıp belkemiğinizi hafifçe geri çekilmiş olarak uzatın.Nefes verirken, kollarınızı arkaya sarkıtıp avuçlarınızı ayak tabanlarınıza koyun.Dirseklerinizin iç yüzleri dışarı dönük olmalıdır.Ellerinizle ayaklara basarak , başınızı arkaya sarkıtın ve omurganızı geriye doğru bükerek kalçalarınızı ileri doğru itin.Bu pozisyonda göğsü kaldırmak ve uzatmak bizi neşeli bir duruma getirir.

 Adsız 18 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

 

Egzersiz 7.  KÖPRÜ POZU (Urdhva Dhanurasana)

 Nefes alırken , bacaklarınızı bükün ve ayaklarınızı kalçalara doğru çekin.Dirseklerinizi bükün ve el parmaklarınız ayakları gösterecek şekilde ,avuçlarınızı omuzların yanında yere koyun.Nefes verirken,ellerinizi ve ayaklarınızı yere bastırarak ,kollarınızı ve bacaklarınızı gerip,kalçalarınızı ve sırtınızı yavaşça yerden kaldırın ,sırtınıza kavis verin ve kalçalarınızı mümkün olduğu kadar , yukarıya doğru hareket ettirin.Konsantre olun,
zihninizi karın üzerine yoğunlaştırın ve normal rahat nefes alıp verin.Gözlerinizi kapatın.

Bu duruş sinir, sindirim,solunum sistemlerini olumlu bir şekilde etkilemekte ve geliştirmektedir.Belkemiği esnek ve sağlıklı kılınmakta , bu da sinir sistemini sağlamlaştırmaktadır.Bu duruş tüm organizmaya  büyük canlılık, enerji ve hafiflik hissi vermektedir.Duruşun genel anlamda sakinleştirici etkisi vardır.

 Adsız 19 - Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-2

Şerife Karahançer

Çağın Hastalığı Depresyon ve Tedavisi Yoga-1

Birkaç yoga uygulaması sadece depresyonu gidermekle kalmayabilir, aynı zamanda öğrencilerinizi derin bir mutluluk ve huzur kaynağıyla temasa sokabilir.

                                                                                                                 Dr.Timothy McCall

 Depresyon en sık rastlanan ruhsal bozukluk
Herkesin depresyonu aynı özellikleri göstermiyor. Kiminde karamsarlık ve umutsuzluk, kimindeyse genel bir ilgisizlik ve yaşamdan zevk alamama ön plana geçiyor. Bazıları uykusuzluk ve iştahsızlıktan yakınırken, bazen tam tersine aşırı bir uyku ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı görülüyor.

Ancak, şu ya da bu biçimde, depresyon toplumda en sık rastlanan ruhsal bozukluk. Her on erkekten birisi ve her beş kadından birisi yaşamı boyunca bir kez depresyon geçiriyor. Bu yüksek oranlar nedeniyle, depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak biliniyor.

Depresyon her yaşta görülebiliiyor. Kadınlarda en sık otuzbeş kırkbeş yaşları arasında, erkeklerde ise kırkbeş altmışbeş yaşları arasında ortaya çıkıyor. Depresyon riskinin en düşük olduğu grup evli erkekler. İkinci sırada evli kadınlar geliyor. Bir başka deyişle, evlilik depresyona karşı koruyucu bir rol oynuyor. En riskli grup ise ayrılmış ya da boşanmış kadınlar. İstatistiklerdeki en çarpıcı sonuçsa, kuşkusuz, depresyon oranlarının yıllar içinde gösterdiği büyük artış. Son yirmibeş yılda toplumda depresyon görülme sıklığının on ile yirmi kat arasında arttığı bildiriliyor. Depresyon özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle, bazı araştırmacılar, dünyanın melankoli çağına girmekte olduğunu ileri sürüyorlar.

         Anksiyete akıl hızını ortaya çıkarır, depresyon ise bunun tam tersidir. Anksiyetede bu hız çok açıktır; huzursuzluk, çarpıntı, endişe ve korkular şeklinde kendini gösterebilir. Depresyonda bu aklın hızı hali sanki paketlenmiş gibidir. Açık değildir, görünmez. Duygusal anlamda  depresyon da aynı bunun gibidir. Kendisini , iştahsızlık, ilgisizlik, uykusuzluk, intihar düşünceleri… vb olarak gösterir.

Ağır anksiyete ve depresyon hastalarında ise, doğru dozda ilaç tedavisi süresince yoga terapi uygulamaları yapılarak bu süreçte dengeli bir çalışma benimsenmiştir. Yoga terapi tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olarak benimsendiğinde, ilaç tedavisine diğer alanlarda da ciddi destek vermektedir.

Depresyon ilaçlarının çeşidi ve sayısı artarken depresyon oranı da artıyor.Bu ilaçlar tek başına yeterli olsaydı bu oranın düşmesi gerekirdi.Bu  da gösteriyor  ki   ilaçlar tek başına yeterli değil .

Doktorlar, ilaçlar ve bazen psikoterapi yardımıyla, hastalarının ruh halini iyileştirmeye çalışırlar ama yoganın çok daha yüce hedefleri vardır. Bir yoga terapisti olarak, sadece öğrencilerinizi depresyondan kurtarmak değil, aynı zamanda zihinlerine huzur vermek, onları yaşamın derin amacıyla birleştirmek  istersiniz.

Depresyon İçin Asana

Yoga bakışı açısından, tamas (karanlık,ölü,durağanlık)tarzı depresyonu olan insanların yaşam enerjileri veya pranaları (evrende var olan tüm enerjinin toplamı olan kozmik evrensel enerjidir)düşüktür. Vücuda nefes getiren, özellikle derin nefes almalar içeren uygulamalara odaklanmak istersiniz. Anksiyetede öne katlanmalar,depresyonda geriye eğilmeler öneriliyor.Ağır  depresif vakalarda gözleri kapatmak ve derin gevşeme yaptırılması önerilmiyor.Bazılarına göre de iletişimle öğrencinin beden farkındalığını geliştirip kendisine iyi gelen duruşları keşfetmesini sağladığı söyleniyor.Eğer dayanabilirlerse, tekrarlanan Güneş Selamlamaları (Surya Namaskar) gibi hareketli uygulamalar, kol dengeleri ve diğer zorlayıcı duruşlar tedavi edici olabilir. Vücut ve zihin uygulamaya o kadar odaklanır ki kişinin olumsuz düşüncelere dalmaya fırsatı olmaz. Depresyonu olan öğrencilere hareketli uygulamalar yaptırırken, hareketleri ne kadar doğru yaptıklarını pek önemsemeyin. Yaralanmalarına neden olacak bir şey yapmadıkları sürece, sadece uygulamayı yapmaları ve nefes hareketine odaklanmaları daha iyidir. Özellikle sırt bükmeler bu durumda çok etkili olabilir. Bunlar, Savasana (gövdenin altına uzunlamasına bir minder yerleştirerek yapılır) ve desteklenmiş Köprü Duruşu’ndan (Setu Bandha Sarvangasana) Ustrasana (Deve Duruşu) ve tam sırt bükmeye (Urdhva Dhanurasana) kadar değişebilir. Öğrencilerin durumlarını belli bir ölçüde düzeltmelerini sağladığınızda, daha derinden rahatlayabilirler. Ama önce gevşemeyi denerseniz, amaçtan uzaklaşarak karanlık düşüncelere daldıklarını görebilirsiniz.

Rajas (hareket,tutku)tarzı depresyonu olan öğrenciler de, Güneş Selamlamalarına ve sırt bükmelere olumlu cevap verebilirler ama bazıları zorlu sırt bükmeleri sinir bozucu bulabilir. Hareketli uygulamaların öğrencilerin gergin enerjilerin bir kısmını atmalarına yardımı olabilir ve dikkatlerini toplamalarını sağlayabilir.

Aslını isterseniz, bazı öğrencilerin Savasana ve iyileştirici pozlarda (pranayama ve meditasyon olsa bile) gözlerini kapamaları gerekeceği için, olumsuz düşüncelere dalma veya anksiyeteye sürüklenme eğilimleri olabilir ve bu olumsuz sonuç doğurabilir. Bu uygulamalar, gözleri açık olarak yapılabilir veya gerekirse, tamamen atlanabilir.

Yoga felsefesi de yararlı olabilir. Yoga, bir şeyi ne kadar düşünür veya yaparsanız, tekrar düşünme ve yapma olasılığınız o ölçüde arttığını öğretir. Herhangi bir alışkanlık tekrarlamalarla derinleşir. Dolayısıyla, olumsuz ve yıkıcı bir içsel diyalog, sadece depresyonun bir semptomu olmakla kalmaz, aynı zamanda güçlenip derinleşmesini de sağlar. Walden’ın bilinçli olarak şükran duygusunu güçlendirmek için önerdiği bir uygulama, “Her gün sahip olduğunuz güzel şeyleri saymak”tır.

       Yogayla depresyona girmemize neden olan duygusal tepkilerimizi denetleyebilir, duygularımıza sakin bir zihinle objektif olarak bakabilir, düzensiz çalışan hormonlarımızı dengeleyebilir, tüm bedensel katmanlarımızda gerekli olan onarım, arınma ve şifayı bulabiliriz.

 

         Hayatımızdan negatifleri uzaklaştırmak ve pozitifleri dahil etmek için yogayı hayatınıza dahil edin…sağlıkla kalın…

                                                                             ŞERİFE KARAHANÇER

 

 

 

 

 

Yoga ve Astım

Astım ani soluk alamama krizidir ve kronik bir hastalıktır. Astım bronşların mukoza ödemiyle daralmasından oluşan bir tür nefes darlığıdır. Astım soluk kesilmesi (nefes darlığı), hırıldayarak soluma, öksürme, tıkanıklık, göğüste daralma hissi gibi belirtiler gösterir.  Astım krizleri bazen psikolojik, bazen de kalıtımsal veya alerjik olabilir. Psikolojik nedenler incelendiğinde kıskançlık, öfke, hınç, kin ve buna benzer duyguların astımı tetikleyen faktörler olduğu görülmüştür. Astımlı kişi yoga uygulamaları yaptığında bu negatif duygusal birikimi tersine çevirir, buda kasların gevşemesine, mukoza tıkanıklığını giderilmesine ve stresin  yatıştırılmasına yardımcı olur. Astım kronik bir hastalık olduğu için, tamamen iyileşip belirtilerin ortadan kaldırılmasına şimdilik olanak yoktur. Astımlı hastalar karamsarlığa kapılmadan doğru yaklaşımla, etkili ilaç ve alternatif tedavi yöntemleriyle hastalığı kontrol altına alabilirler.

Hindistan’da Bangalore  Vivekananda Yoga Üniversitesi uluslararası tıp camiasında kabul edilmiş bir tıp fakültesidir. Bu üniversite hastanesinde normal batı tıbbındaki   uygulanan tedavilerin yanında, yoga terapi programları uygulanmaktadır. Vivekananda Kendra Yoga Terapi ve Araştırma Merkezinde’ ki doktorlar tarafından 53 astımlı hasta üzerinde uzun süreli bir araştırma yapmışlardır. Bu araştırma sonucunda, yoga yapan hastalardaki iyileşme diğer hastalara göre daha hızlı olduğu görülmüştür.  Buna benzer bir araştırma Erciyes Üniversitesinde 7-14 yaş arası astımlı çocuklarda yapılmaktadır. Doç  Dr. Fulya Tahan’ın ve Kayseride Karuna Yoga Merkezi yoga eğitmenlerinden Şerife Karahançer  yönetiminde 30 astımlı çocuk ile yapılan bu araştırma 3 ay sürecek ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılacaktır. Bu araştırmalarda hastalara uygulanan yoga egzersizleri üç aşamalıdır.

1- Bedensel Duruşlar (asanalar)

2- Nefes Teknikleri (pranayama)

3- Meditasyon (dhyana)

 

Astıma faydalı olan yoga asanaları;

1- Tadasana : Bu duruş göğüs ve kol kaslarını güçlendirir ve solunumun daha iyi hale gelmesine yardımcı olur. İç organların kas desteği  daha iyi hale  gelir, sırt ve karın kasları sağlamlaşır, karın bölgesindeki birikmiş yağların önüne geçer.

Adsız 2 - Yoga ve Astım

 

2- Gomukhasana: Omuz, kol ve bacak eklemlerinin tutulmasını önlemek ve esnek tutmak için çok faydalı bir egzersizdir.

Adsız 3 - Yoga ve Astım

3- Matsyasana : Balık duruşu astım ve diğer solunum solunum rahatsızlıkları çekenler için mükemmel bir egzersizdir.  Bedenin orta kısmını gerdiği için karın ve pelvis bölgesindeki organların sağlıklı olmasını sağlar. İç organlara masaj yapar ve kabızlığa karşı etkilidir.

Adsız 4 - Yoga ve Astım

Uyarı: Bel fıtığı, boyun ağrısı, baş dönmesi ve denge problemleri olanların bu egzersizden kaçınması gerekir.

 

4- Savasana: Sinirlerin ve kasların gevşemesini sağlar, biriken gerginliği azaltır. Bu duruş kan basıncı normal sınırları içinde tutar, stresle baş edilmesine yardımcı olur.

 Adsız 5 - Yoga ve Astım

 

5- Nakrasana: Sinirlerin ve kasların gevşemesini sağlar, biriken gerginliği azaltır. Bu duruş kan basıncı normal sınırları içinde tutar, stresle baş edilmesine yardımcı olur.

Adsız 6 - Yoga ve Astım

6- Ustrasana: Bu duruş sırtı dikleştir ve omurgayı esnek tutar.  İç salgı bezleri üstünde çok faydalı bir etkisi vardır. Kalça ve uyluk kaslarının güçlenmesine, bel bölgesindeki yağ toplanmasının engellenmesine yardımcı olur.

Adsız 7 - Yoga ve Astım

Uyarı: Boyun fıtığı ve disk kayması olanların bu egzersizden kaçınması gerekir.

 

7- Bhujangasana:  Omurgalardaki dolaşımı artırarak, omurga sinirlerindeki basıncı azaltır. Omurga esnekliğini sağlayarak, omuz, dirsek ve bileklerdeki eklemleri çalıştırır. Bu duruş sırasında ritmik bir şekilde yapılan nefes alışverişi iç organlara hafif ve etkili bir masaj yapar.

Adsız 8 - Yoga ve Astım

Uyarı: Fıtığı olan ve hamilelerin bu egzersizden kaçınması gerekir.

8- Dhanurasana: Omurgayı esnek tutarak, sırt ve karın kaslarını güçlendirir. Böbrek bölgesindeki organların ve bezlerin daha iyi işlev görmesini sağlar.Derin solumayı kolaylaştırır.

Adsız 9 - Yoga ve Astım

Uyarı: Fıtığı, kalp sorunu ve hamile olanların bu egzersizden kaçınması gerekir.

 

9- Trıkonesana: Gövdenin yanlarındaki kasları germek ve kuvvetlendirir. Bel bölgesindeki yağların oluşmasını engeller. Karın ve pelvis bölgesindeki dolaşımın daha iyi olmasını sağlar.

Adsız 10 - Yoga ve Astım

 

10- Yarım omuz duruşu: Kan dolaşımı daha iyi hale gelir, iç organlar canlanır, lenf, iç salgı bezleri ve sinir sisteminin işlevi artar.  Ters duruşlar bedenin üst kısmında, yüz ve kafatasında dolaşımı artırır.

Adsız 11 - Yoga ve Astım

Uyarı: Kulak, göz, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve diğer dolaşım sorunları olanların bu egzersizden kaçınması gerekir.

 

11- Tam omuz duruşu: Tiroid bezinin bezinin işlevinin artması, metabolizmanını daha iyi çalışmasına yardımcı olur.Bundan da  tüm hücre ve dokular faydalanır.  Diğer ters duruşların sağladığı faydalar bu duruş içinde geçerlidir.

Adsız 12 - Yoga ve Astım

Uyarı: Kulak, göz, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve diğer dolaşım sorunları olanların bu egzersizden kaçınması gerekir.

 

 

12- Güneşe selam serisi: 12 hareketten oluşan bu seri , bedenin esnek olmasına, yağların birikmesini önlemeye, gerginliğin hafifleyip stresin azalmasına yardımcı olur.

Adsız 13 - Yoga ve Astım

 

Yoganın astıma uygulanışı

yogi bakış açısına göre sadece astım hastaları değil birçok diğer insanda verimsiz ve işlevsiz bir biçimde nefes alıp verirler. kişilerin nefes alış veriş biçimini geliştirmek dokuları oksijen tedarikini arttırarak, stres seviyelerini azaltıp, kasların gevşemesini tetikler. bu durum herkez için iyi olmakla beraber astımlı biri için hayat kurtarıcı olabilir. astımlı hastalarda 6 tane yanlış nefes alma alışkanlığı olduğu tespit edilmiştir.

Astım hastalarında çoğunlukla görülen yanlış nefes alma alışkanlıklar

  1. göğüs nefesi
  2. Nefes vermeden daha güçlü şekilde nefes almak
  3. Nefesini tutmak
  4. Ağızdan nefes almak
  5. Tersine nefes almak
  6. Aşırı nefes almak

Gögüs nefesi havanın çoğunu üst ve orta göğüse çekip akciğerlerin alt kısmına nefes çekmemektir. Stres bu ters nefesi almanın nedenlerinden biridir ve yoga otoriteleri bu ters nefesi almanın stersi arttırdığını düşünürler. Uyarıldığınızdaki nefes alışverişinizi düşünün, köpürcük kemiklerinizin hemen altında hissettiğiniz hızlı ve sığ nefesler. Astımlı insanların bazıları devamlı böyle nefes alıp verirler eğer bunu birkaç nefes üst üste yapmayı denerseniz kişi için ne kadar rahatsız edici olduğunu sizde fark edersiniz. göğüs nefesinin bir başka sonucuda akciğerlerin zengin kan damarları ile donatılmış olan alt kısımlarının bu damarlardan geçen kanı oksijene doyuramamasıdır.

Modern toplumda çok yaygın olan kambur duruş alt kaburgaları üst karına bastırarak gögüs nefesinin oluşmasına katkıda bulunur. bu durum akciğerlerin altında bulunan büyük kubbe şekilli kas tabakası olan diyaframın nefes alış verişi asıl kası olması gerekirken haraketin kısıtlanması sebebiyle göğüs kasları onun yerini alırlar. Kronik hale gelmiş olan göğüs nefesi hareketsiz kalan her kasta olduğu gibi diyafram kasının zayıflamasına sebep olarak problemin artmasına neden olur. Kronik yanlış duruş alışkanlıkları göğüsteki kaburga kaslarının kasılmasına sebep olur ve bunun yanında lif ve bağ dokularının sertleşmesi ile göğüs kafesinin tam olarak genişlemesi ve daralması yeteneğini sınırlar.

Asımlı insanların çoğu nefes aldığında daha zor nefes verir. Astımın ana belirtilerinden biri olan hırıltı genelde nefes verirken ortaya çıkar. Zor nefes verme yapar, bronş spazmı ve salgı sebebiyle bronşiyal tüplerin daraldığını ve hava yollarında mukus birikimi olduğunu gösterir. Ciğerler nefes alışı sırasında genişlerken hava yolları gerilerek açılır ancak nefes verilirken ciğerlerin sıkışması sonucu tıkanır. Durağan hava ciğerlerde kalır ve yeni nefes alışı sırasında taze havaya daha az yer bırakır. Bu durum vücudun oksijen tedarikinden kaybı anlamına gelir. Buna cevap olarak nefes alış verişi sıklaşır ve daha önce e anlatıldığı gibi hızlı kesik nefes alış verişler hem verimsiz hem de streslidir.

yoga bakış açısına göre karın kaslarının zayıflığı ve nefes verişe katılmamaları nefes vermenin zorlaşmasında ilave bir etkendir.

 

Ağızdan nefes alanlar nefes alışverişi hemen hemen tamamen ağızdan yaparlar. Ağız hava akımına burna göre daha az direniş gösterdiğinde daha hızlı nefes alıp verirler ve buna karşılık burna giren havayı ısıtma, nemlendirme ve süzme fonksiyonunda fedakarlık etmiş olurlar soğuk hava ciğerlerde çok yaratarak bronş kasılmalarını tetikler ve mevcut yargıyı arttırır. Ağızda nefes alma ağız ve boğazı kurutarak solunum yollarında başka yargıya sebep olurlar.

Tersine nefes alma (paradoksal nefes alma) durumunda diyafram nefes alırken yükselir ve nefes verirken düşer bu normal durumun tersidir. Bu durum solunum verimini düşürür ve tüm dezavanajlarıyla beraber göğüs nefesine katkıda bulunur.

Aşırı nefes alma hiperventilasyon eğilimidir. Astım hastaları genelde anormal yüksek solunum hızlarına sahiptir. Normal nefes alma hızını dakikada 12 olarak kabul edersek astım hastaları bunun 2 katı veya daha fazlası hızda solunum yapabilirler. vücutlarına çok miktarda oksijen alabilirler ancak vücuttan daha fazla karbondioksit atarlar. Kandaki düşük karbondioksit seviyesi yüzünden kanın asiditesi azalır ve bunun sonucu olarak hemoglobin oksijen moleküllerine daha sıkı yapışır. Bu durum vücut hücrelerinin kandan oksijen almasını zorlaştırır. Bu nefes darlığına sebep olarak astım hastalarının daha hızlı solunum yapmasına sebep olarak fasit daire oluşturur. Hızlı solunum, solunum yollarına soğuyup kurulmasına sebep olarak bronş spazmına neden olur.

Bazı yoga uygulamaları yukarıda özetlediği 6 yanlış solunum alışkanlığının düzeltilmesini hedefler. Bazı nefes egzersizleri örneğin diyaframı güçlendirerek tam kasılmasını sağlar ve bu sayede akciğerlerin hava dolmasına katkıda bulunur. karın nefesi adı verilen bu durumun göğüs nefesinin tersidir. Asana gibi bazı yoga uygulamaları sistematik olarak duruşu ve karın kaslarını kullanarak nefes vermeyi ve bu sayede ciğerlerden daha fazla hava boşaltmayı öğreniriz. Bu ve gelişmiş duruş sonraki nefes alımında ciğerlere daha fazla hava girişine sebep olur. Çalışmalar göstermiştir ki yoga hem ciğer kapasitesini hem nefes veriş verimini ve hacmini arttırmaktadır yoga. Yoga sayesinde nefes alış veriş farkındalığını arttırmak ile bilinçsiz nefes tutuşunu azaltmayı öğrenirsiniz. Yoga uygulamasının başında bu yeni alışkanlık gelir ama yeterince uzun çalışırsanız bu ve diğer faydalı solunum şekilleri üzerinde düşünmediğiniz halde normal nefes alış verişiniz haline gelir. benzer şekilde ağız nefesi ve tersine nefes gibi kötü yanlış alışkanlıklar solunum farkında lığının geliştirilmesi ile azalır ve ortadan kalkar. Yoga çalışmalarınız daha düzenli ve adanmış hale geldikçe sahip olduğunuz yanlış solunum alışkanlıklarını üzerinde çalıştığınız sağlıklı olanlarla daha verimli şekilde değiştirebilirsiniz.

Yoga yavaş, derin ve düzenli nefes almayı geliştirerek aşırı nefes almanın giderilmesin yardımcı olur. Yogayı yetirince uzun süre yaptığınızda, hızlı nefes alıp vermek yerine, ciğerlerinize yavaş ve nazik şekilde mümkün olduğu kadar az güç harcayarak daha fazla hava çekebildiğinizin farkına varırsınız. Yavaş solunum sinir sisteminizi yatıştırarak  ruhsal geriliminizi azaltır. Astım hastası olan bazı yogiler belirttiğine göre bir astım krizi sırasında nefes alıp vermenin yegane yolu yavaş ve nazik nefes alıp vermektir. Telaşlanmak belirtileri sadece arttırmaya yarar ve bu durum bir fasit daireye sebep olarak durumunu kötüleştirir.

Yoga astım hastalarının solunum durumlarının hassasiyetlerini arttırarak da yardımcı olur.

Şerife KARAHANÇER

SHAVASANA (CESET)

Shavasana ceset demektir. Bu pozda beden sırt üstü ve tamamen rahatlamış şekilde yerde uzanırken zihin uyanıktır. Gözler kapalı,kollar iki yanda ve avuçlar açıktır.Beden bir ceset kadar hareketsiz bırakılır.

“İyi bir shavasananın en iyi işareti, derin huzur ve saf mutluluk hissidir. Shavasana egonun uyanık(tetikte) bir teslim oluş halidir.Kendini unutarak kişi kendini keşfeder.”
B.K.S. Iyengar

Adsız2 1 - SHAVASANA (CESET)
Doğu Hindistan Tanrısı Vishnu, ilk(en eski) sularda yüzen yılan Ananta’nın üzerinde uyuyor.Vishnu’nun uyanışı yaratımı ortaya çıkarır.

Bu noktayla birlikte, aday asanaların pratiğinde bağımlılığın, dayanışmanın ve etkileşimin ne kadar önemli bir rol oynadığını fark etmiş olur.Bağımlılık ve bağlılık özgürlüğün iki büyük engelidir.Ve aslında hiçbir zaman tam bir bağımsızlık yoktur; kendimle diğer insanlar arasında ve iç ve dış dünya arasında dayanışma vardır.Farkındalık sürecinde bu etkileşimler çok açık bir şekilde ortaya çıkar.Kendi kendine yapılan analiz kişiyi kendine çektirdiği acıdan kurtarır.
Özellikle hayvanların gösterimiyle ve hareketleriyle adlandırılan asanalar insanoğlunun hiçbir zaman diliminde yaratımdan ayrı olmadığını gösteriyor. Ne aşağı bir hayvan krallığı var ne de yukarı bir insan krallığı ama her birimizin aynı anda hem geçmişi hem şimdisi hem de geleceği var. Hayvanların sembolik anlamları dünyanın bir çok yerinde mitolojik inanışlarda genişçe yansıtılmıştır. Bütün sembolik imgeler hayatlarımızın üzerindeki güce gebedir ve onlarla karşılaşarak büyük bilinmeyenle yüzleşiriz,ve bizim bilmediğimiz bütün bu bakış açılarının etkileşimi buradadır.
Shavasana, ölüm pozu, daha önce karşılaştığımız soruların aynılarını ortaya çıkarır, bu yolla zihnin karanlık sularında dolaşan en tehditkar düşünceleri keşfederiz. Yüzeye çıkmaları en çok korktuğumuz şeydir ama yüzeye çıktıkları zaman aslında ölüm düşüncesinin karşılandığı zamandır. Diğer asanaların pratikleriyle ortaya çıkmış olan muhteşem sezgiler ölüm düşüncesiyle cesur bir şekilde yüzleşmemize yardım eder.Ölüm gerçeği, tanıdığımız bir öldüğünde ve ölüme yaklaşıldığında deneyimlenmiştir. O zaman sağlıklı beden ve zihne olan bağımlılık öncekinden daha büyük bir önem taşımaya başlar.
Bu asananın beden ve zihin üzerindeki etkisi –gevşemeden teslimiyete, ölüme ve hatta ölümden sonraya – inanılmazdır. Eğer yaşayan bir ölü olmak istemiyorsanız , o zaman yaşam amacı belirlenmiş olmalıdır.Eğer yaşamınızda bir parazit değil de aktif bir katılımcı olmak istiyorsanız, o zaman yaşam ve ölüm arasındaki dinamik dayanışma bilinmiş olmalıdır ve bu ikisi yönetilen ve konsantre bir etkileşimle buluşmak zorundadır.
Bir kişi ne kadar uzun yaşar? Kim bilir? Peki ya henüz yaşanmamış olan yaşam? Orada hayata dair nasıl bir takdir var ve hayat ne sunar? Ölüm büyük ve zalim bir can alan mıdır? Yoksa acılardan kurtaran mı? Ölüm her şeyin sonu mu? Birden fazla hayat var mı? Ölüm gecenin günlerin arasında dinlenmesi gibi iki yaşam arasındaki bir dinlenme mi?
Meditasyonun sessizliğinde, bütün dürtüleri kapatmak için gözlerimizi kapatarak, yola devam etmek için bize yenilenmiş güç ve ilham veren içimizdeki güçlere açarız kendimizi. Ama ölümde deneyimlenen hareketsizliğin (istirahatin) ve karanlığın sihri yeni hayat amacının bulunmasında yeniden doğmak isteyen ruhun kendini adamasında ve henüz gerçekleştirilmemiş görevin tamamlanmasında gereklidir. Bu görev ne olabilir?-kendi evrimimizin seyriyle işbirliğindeki seçim, bütün insanların amacı olan zeka ve bilinçlilik evrimi.
Zeka belki de zihnin kendi usta tercüman bakışındaki en etkileyici özelliktir. Gerçekleşen bütün hayat deneyimlerinden hangileri zihin tarafından kabul edilmiştir. Hangileri reddedildi ya da yanlış yorumlandı? Bütün deneyimler duygusal dürtüler tarafından mı taşırıldı? Zihin kendi karakteristik özellikleriyle mücadele eder, bazen şüpheli olarak, bazen de zeki veya baştan savma. Zihin sansürleyebilir ya da somutlaştırabilir ama her zaman kendisi için avantaj olarak yorumlar. Her bir yaşamda bazı dersler öğrenilir ve diğerleri savuşturulur veya hatta tanınmaz. Unutkanlık zihnin en pratik karakteristik özelliğidir.

SHAVASANA : CESET POZU
Aşağı hayvan krallığı, yukarı insan krallığı, büyük bilinmeyen, tehditkar, korkutucu, sağlıklı, rahatlama, teslim olmak, ölümden sonra, yaşayan ölü, aktif katılımcı, parazit, zalim yaşam alan, acı dindiren, birden fazla yaşam, meditasyon, yenileme, yaşam amacı, tamamlanmamış görev, bilincin ve zekanın evrimi, şüpheli, zeki, baştan savma, eleştirici, somutlaştırma, unutkanlık.
Tabii ki herkes ölü bir bedenin artık direnmediğini bilir. Bütün hayatımızda dirençten kurtulmak için inanılmaz oranda enerji harcarız. Hatta uykumuzda bile rüya vasıtasıyla o eylemi geri yansıtarak direnç varlığını sürdürür. Shavasana sembolik ölüm deneyimi sağlar ve yeniden doğma ihtiyacına işaret eder.
Hepimiz bir gün öleceğiz; bu korkutucu gerçeği kim duymak ya da bilmek ister? Biliyoruz ki bu dönüşüm hepimizin kaderinde var.Bundan korkuyoruz ve buna rağmen yaşam ve ölümle bizim ilgili değillermiş gibi oynuyoruz.Bize açıkça kurtulmamız gereken bütün eski zihinsel duygusal kavramların ve parazit duyguların ölümünün gerçekliğini anlatan Muladhara (kök) çakradaki Devi’nin elindeki kafa tasını hatırlamamayı tercih ediyoruz.
İçimizdeki iyiliği, en iyi özelliklerimizi –sadakat, ahlak, dürüstlük- öldüren zihnin ölümcül oyunlarını durdursak ne olurdu? Rol yapan, aldatan, göz boyayan, çatışan kişilik yönlerimizin hepsini ölüme sunmaya karar verir miydik?
Zihnin bütün bu eski programlarından özgür bir hayatı hayal etmek mümkün mü? Eğer cevap hayırsa, o zaman ölüm hakkında en ağır basan düşüncenin korku olmasına şaşırmamalıyız.
Yaşam ölümcül oyunlarla doludur. Ölümcül oyunlar yaşam gücünü baltalayan, vaat edilmiş güvenlikle kandıran parazitlerdir. Ölümcül oyunlar öldürme istediğini ortaya çıkarır.Başlangıcını rekabetle yapar:
Rekabet kazanmak demektir.
Kazanmak savaşmak
Savaşmak öldürmek
Öldürmek de kazanmak anlamına gelir.
Ölümün kaç tane yüzü vardır? Ölümü şöyle değerlendir:
Bir kültürel fikir
Gururun son eylemi
Gurursuzluktan kaçma
Gururu yeniden sağlama eylemi
Görevin ahlaki kanunu
Yaşamdan daha önemli olma
Gemiyle beraber batma.
Ben gemimin –yaşamın ve ölümün- kaptanı mıyım?
Yaşam boyunca genellikle ihmal edilmiş küçük ama önemli uyarılar ortaya çıkar. Fiziksel güç, görme ve duyma yitimi ve vücudun bazı bölümlerindeki katılık bize ölümlü olduğumuzu hatırlatır. Kalan zamanı nasıl değerlendiriyoruz? Eğer sadece sadece en acımasız efendi olan egonun üstesinden gelebilseydik, yaşam hareketli olurdu. Bu Aziz Paul’un şu sözü söyleyerek anlatmak istediği şeydi; “Her gün ölürüm.” Egonun istekleri ve açgözlülüğünden vazgeçildikten sonra, kişisel istekleri memnun etme çabası azalır; yaşam, bir nefes temiz hava gibi, yeni bir canlılık kazanır. Kişiden –kaplumbağanın kabuğundan ya da akrebin iğnesindeki gibi- hayatta nerede durması gerektiğini bilen yeni bir birey doğar: Tadasana.
Shavasanada, rahatlayarak teslim olmak, bırakmaya izin vermek için ilk girişimdir. Zihin nefesin akışını takip ederken,zihinsel gölün dalgaları yavaş yavaş yatışır.
Devam eden pratiklerle duygular yavaş yavaş içe çekilir ve hareketsiz kalır. Hırs, bencillik, kibir bir anlığına dinlenmeye bırakılır.Dinlenme deneyimle anlamı genişleyen önemli bir kelime olur.Shavasana, ceset pozu, ölüme teslim olma ihtiyacına yeni bir anlayış katar.Dinlenmekte olan beden kendini tamir etmeye başlar.Yeterli dinlenme bedeni duyguların itici güçlerinden; ve zihnin hırslarından iyileşme imkanı sunar.Yararları –fiziksel, zihinsel, duygusal- olarak derindir.Bu huzur, sessiz ve içsel uyum durumunda kişi hem yaşamda hem de ölümde var olan Işığın varlığını hissedebilir.

Ben Kutsal Işık tarafından yaratıldım.
Ben Kutsal Işık sayesinde hayatta kalırım.
Ben Kutsal Işık tarafından korunurum.
Ben Kutsal Işık tarafından kuşatılırım.
Ben Kutsal Işık olurum.

Adsız3 - SHAVASANA (CESET)

Ölüm ve yeniden doğum: Mısır tanrısı Osiris’in mumyası tahıl büyütüyor.

REFERANS NOTLAR : CESET
1.”Ölüm geçici bir fenomenin geçici sonudur. Ölümle bir bireyin belirli bir varoluştaki fiziksel yaşamının, sıcaklığının ve bilincinin yok olması ifade edilir.Ölüm bir varlığın tam bir ölümlülük hali değildir.Ölüm bir yerde ölüp başka bir yerde doğmak demektir, geleneksel terimlerde anlatıldığı üzere;’ bir yerde doğan güneşin başka bir yerde batması’ gibi.” Narada, Abhidhamma’nın el kitabı,51

Adsız4 - SHAVASANA (CESET)

2.Teslim olmak ruhsal yaşama liderlik etmek isteyen kişilerin esas olan eylemidir, birçok büyük ruhsal öğretmenin yazılarında görüldüğü gibi:
“Ne yaparsan yap, ne yersen ye, feda etmek için neyi sunarsan sun, ne verirsen ver, neyi zorlukla uygularsan uygula, Arjuna, bunu Bana sunar gibi yap.”( Bhagavad Gita, 9:27)
“Zihnini bana yönelt; Bana adanmış ol; Bana feda et; Bana boyun eğ; bütün benliğini bu şekilde benimle birleştirerek en yüce hedefini Ben olarak bana gelmelisin.”(Bhagavad Gita 9:34)
“Nasıl itaat edeceğini öğren. Böylece yalnızken yönetebilirsin.”(Sivananda, Guru ve Disiplin, 24)
Zaferin ışığı inanç, özveri ve teslimiyet yoluyla saflaşan zihnin aynasında parlar.(Ibid.,222)
Kendini teslim, ego duygusunu bırakmak demektir. Ego duygusu tamamıyla saf dışı bırakılana kadar, Tanrı’yı fark edemeyiz. Ego duygusu bizimle Tanrı arasındaki perdedir.Eğer perdeyi kaldırırsanız O olduğunuzu bilirsiniz.(Ramdas, Dünya Tanrıdır, 77)
Her kim ki Bana özveriyle sınırsızca açıkça teslim olursa, o kişi kendini kanıtlamak için gerekli olan her şeye sahip olur.(Tripura Rahasya, 182)
İsa ona dedi ki, eğer mükemmel olacaksan, git ve sahip olduklarını satıp fakirlere ver, ve cennette hazineye sahip olursun; ve gel ve beni takip et. Ama genç adam bunu duyduğunda, boynunu büküp gitti; çünkü çok malı mülkü vardı. Sonra İsa havarilerine dedi ki ; Doğrusu size diyorum ki bu zengin adam cennetin krallığına zor girebilir.Ve tekrar size diyorum ki bir devenin iğnenin deliğinden geçmesi zengin bir adamın Tanrı’nın krallığına girmesinden daha kolaydır.(İncil, Matthew 19:21-24)
Ve Meryem dedi ki, Dikkatle bak, Ben Tanrının en büyük yardımcısı,kuluyum; bana söylediğin gibi olsun.(İncil, Luke 1:38)
3.Kutsal Işık Duasının mantrası.Swami Sivananda Radha’ya bakınız.Kutsal Işık Duası.

Adsız5 - SHAVASANA (CESET)
11. yy Buda’nın Parinirvana oyması
Adsız6 - SHAVASANA (CESET)

Mısır’ın yaratma ve diriltme tanrısı Osiris, etrafında görkemli bir ağacın büyüdüğü lahitinde uzanır.Bu ağaç kralın sarayı için yapılan bir kolonun içindedir, ve böylece dirilme yoluyla ölümün üzerindeki zaferi sembolize eder.
Çeviren: Demet FİLİZKAN

SİMHASANA(ASLAN POZU)

Simha aslan demektir ve bu poz kükreyen bir aslanı andırır. Sağ ayak sol kalçanın altında,sol ayaksa sağ kalçanın altındadır.Ağırlık ileri doğru dizlerin üzerinde ve kollar ve avuçlar aynı hizada dizlerin üzerindedir.(Bir varyasyonu da Padmasana pozunda oturulur,ağırlık yerde olan ellerin üzerindedir.)Ağız tamamen açıktır ve dil çeneye doğru uzatılır.Nefes açık boğazla kuvvetli bir şekilde verilir.

“Eğer Guru’na teslim olmazsan, en azından öğrenme sürecinde teslim ol. Eğer olmazsan gururunun sorumlusu egodur.”
B.K.S.Iyengar

SİMHASANA (LION)
Hindistan’da aslan kraliyet gücünün ve görkeminin en büyük sembolüdür;”Erkeklerin aslanı” terimi “kral”a karşılık gelir ve aslında kral da erkeklerin en üstünüdür. Aslanın bu yaratıkların kralı sembolü kralın aslan olarak adlandırıldığı Yunanistan’da da gelişmiştir ve diğer Avrupa kraliyet aileleri aslanı armalarında gücün sembolü olarak kullanmışlardır. Aşırı gurur da aslanlara dayandırılmıştır ve gurur tabii ki kraliyete yakışır, birbirlerini tamamlarlar.
Aslanın en etkileyici görünümlerinden biri de, Mısırlıların güneş tanrısı olan Ra-Temu-Khepera-Herukhuti’nin sembolü olan Giza sfenksidir.Hiç kimse bu sıra dışı heykelin ne zaman inşa edildiğini bilmiyordu ama bu muazzam abidenin ölüleri ve mezarlarını koruması beklenen güneş tanrısını ruhu için olduğu düşünülmek istenmiştir.Bu heykel insan kafalı bir aslan vücududur.Aslanın güçlü bedeni nedeniyle konu güç müydü?Yoksa akıl yürütme insan kafası sebebiyle bilgi miydi?Kimlerinin sadece kendi düşünceleri ,kimilerinin ise daha kötüsü sadece fantezide kalan düşünceleriyle bilginlerin bu konuda birçok tahminleri var.Ama sembol ve metafor olarak düşünülüp konuşulursa kişi sfenksin anlamını anlamaya yaklaşabilir.Yunanlıların da kendi sfenksleri vardı.Kafaları ve kanatları ve kadınlarınki gibi göğüsleri vardı.
Kuzey Afrika ülkelerinde, özellikle Mısır’da,aslan evcil bir hayvandı ve tabii ki büyük bir koruyucuydu.İstenmeyen insanlar evcil aslanın varlığı sayesinde saygılı bir mesafede tutuluyordu.Günümüzde Afrika’daki av bekçileri derler ki “Görünen bir aslan tehlikeli değildir ama çimenlerde, taşlarda, kumda kamuflaj olmuş saklanan bir aslan sürpriz bir saldırıda bulunabilir.”
Bu poz kişinin kendi içindeki gücü bilmesine yardım edebilir,nasıl kamuflaj olduğuna ya da maskelendiğine ve içinde kükreyen yırtıcı bir aslanken kuzu gibi görünmesiyle ortaya çıkan tehlikelere..Çok az insan gerçekten naziktir.Bazı insanlar bir bebeği ya da küçük bir hayvanı sevip okşarken ,vücutlarının diğer bölümlerini sıkarlar, mesela dişlerini, ki güçlü bir silaha dönüşebilecek olan ellerindeki enerjiyi başka tarafa yönlendirebilsinler.Ebeveynler çocukları için güçlü tanrılardır ve sık sık bu güçlerini ortak bir ilişki kurabilmek için gizlerler.Gücün ifadesi çok güçlü olabilir.
Simhasana ses çıkartılan tek asanadır. Aslanın kükreyişinde verilen ifadeler gaddarlık ve güçtür ve ciğerler ve boğaz birçok insanın ifade edemeyip tuttuğu bütün yutulmuş kelimelerden ve gözyaşlarından temizlenir.

SİMHASANA : ASLAN POZU
Kraliyet, görkem,yaratıkların kralı,gurur,sfenks, güneş tanrısı, bilgi, güçlü yanlar, kanatlı, koruyucu, istenmeyen insanlar, görünen, kamuflaj olan, sürpriz saldırı, maskelenmiş, kuzu, nazik, yırtıcı, kenetlemek, güçlü silah, güç, gizli, kükreme, yutulmuş kelimeler, göz yaşları, ifade edilmemiş.

Hayat ve kader çoğu zaman kişinin kontrolünün ötesinde bir güce sahip gibi görünür.Doğuda bu gücü sembolize eden Durga görünüşüyle Kutsal Anne aslan süren olarak tanımlanır.O erkek eşi olmayan tek tanrıçadır.(Parvati’nin Şiva’sı vardır Radha’nın Krishna’sı…..)Durga görünüşüyle Kali,o kadar güçlüdür ki herhangi bir güce meydan okuyabilir;dengini henüz bulamamıştır.Kali görünüşüyle Kutsal Anne yeni yaşamı doğurur ve eskisini yok eder,bu yıkım onun bütünü tüketen gücünün sembolü olmuştur.
Doğu ülkelerindeki tahtların genellikle oturaklarının sırt kısmı aslanlı bir örtüyle, patileri de bacakları oluşturacak şekilde yapılmıştır.Buda’nın tahtına “aslanın tahtı” denilmiştir.Siddhartha da, simgesi aslan olan bir kraliyet ailesinde dünyaya gelmiştir.Ve o Buda olduğunda Sakyaların “bilge aslanı” olarak adlandırılmıştır.Eski Dünyada aslan kafası ve pençesi desenli el işi eşyalar varlığı ve gücü temsil eder ve emir niteliği taşırdı.
Aslan kelimesi söylendiğinde,bir kişi Afrika’yı, gölleri, sıcağı, çatışmalar ülkesini düşünebilir;başkaları ise zihinlerinin gözlerinde birine saldıran ve öldüren bir aslan görebilir.’Özgür Doğan ve Özgür Yaşayan’ı okuyanların çoğu,”Dişi aslan Elsa ve yavrularının hikayesi” büyük güç ve çevikliğe sahip olarak aslan için çok özel duygular besleyebilir.Ama Joy Adamson’ı hatırlamalıyız ki dişi aslan endişeli ve gergin olduğunda gelip onun baş parmağını emerdi.Doğal düşmanı olmayan bu kadar güçlü bir hayvanın bu kadar huzur ihtiyacında olmasına inanmak zor.
Algılarımıza göre, acımasızlık, vahşilik ve cesaret aslanın karakteristik özellikleridir. Ama o hiçbir zaman direk saldırmayacak bunun yerine arkadan yaklaşacaktır.Aslan bir hayvanı takip eder ve üstüne atlayıp onu ezer,sonra öldürmek için pençeleriyle kazar.
Doğa hepimiz için zordur.Birçok alanda sık sık hayatta kalmak, varlığımızı sürdürmek için aslanlar gibi savaşmak zorundayız.Hayatın en karanlık anlarında kişi kendini eski Hristiyanlarda olduğu gibi yenip yutulmak için aslanlara atılmış gibi hissedebilir.
İnsanlar işlerinde ya da Wall Street’te yabani bir aslan gibi vahşilik gösterebilirler; ama aynı zamanda risk alabilecek cesarete sahip olabilmek için aslan yürekli olmalıdırlar. Başrolü yani “aslan payını” alan varlıklı insanlardan bahsediyoruz. Hayat abartısız onlara tabakta sunulmuştur ve sayıları bütün nüfusla karşılaştırıldığında çok azdır, öyle ki yüzde birden bile bahsedemeyiz.Fakat onlar için bile sunulanın ellerinde kalacağının garantisi yoktur.Uğruna çalışılmayan,hak edilmeyen şeyler çoğunlukla dikkatsizlikle kaybedilir ve bazen de boşa harcanıp israf edilir.Çoğumuz en başından her ne kazandıysak onun için zor yolu öğrenmek zorundayız.
Aslan yaratıkların kralıdır. Bu tarz bir hayvanın kolay bir yaşamı var gibi görünür;çok fazla çalışmasına gerek yoktur değil mi?Erkek aslan için kesinlikle öyledir.Avlanan dişi aslandır ama ilk yiyen erkektir;sonra dişi yer ve arta kalanlar yavrular içindir.Bu yavru aslanların çok ilgilendikleri bir durum değildir.Ama yavruların içgüdüleri onlara ne yapacaklarını söyler gibi görünür.Eğer yavrular acıktıklarında yiyeceğe ulaşmaya çalışırken itişip kakışırlarsa,kendileri için büyük bir pay alabilirler-bu pay bazen de onları öldürür.Diğer yandan gurur duyan dişi aslanlar bakım görevleri gereği yiyeceği paylaşırlar.Çiftleşme dönemlerinde bile işareti veren dişi aslandır ve erkek sonra cevap verir.
Bu büyük kediler yürüme şekilleriyle ve avlanma içgüdüleriyle ev kedilerini andırırlar. Her ikisi de pençelerini içeri çekerler böylece daha hızlı hareket ederler, sonra avlarını yakalamak için pençelerini dışarı çıkarırlar. Kedilerin kendilerine has karakterleri, kendi istekleri vardır ve eğitilmeleri çok zordur.Aslan terbiyecileri kedileri gençken gözlemler ve dikkatli seçimler yaparlar veya beslenmekten hoşlanan ve artık avlanmayan yaşlı aslanları kullanırlar.
Aslan duruşu bazı önemli insan karakter özelliklerini gösterir. Hareketleri kedi gibi olabilir-kıvrımlı, dalgalı ve sinsi. Psikolojik olarak, bir insan inatçı ya da sinsi olabilir, arkadan saldırabilir.Ama aynı zamanda aslanın güç ve zekasından yararlanılabilir.
Bu asanayı yaparken bu düşünceler üzerine düşün.

SİMHASANA : ASLAN POZU
Kutsal Anne, Durga, Kali, doğum ve yıkım, Buda’nın tahtı, Afrika, saldırma, öldürme, çeviklik, endişeli, gergin, baş parmağını emmek, gaddarlık, cesaret, hayatta kalma, yok etmek, vahşi, aslan yürekli, aslan payı, avlanma, hayatı hafife alma, içgüdüler, çiftleşme ritüeli, işaret, istek, dalgalı, gizli, sinsi, arkadan saldırma.

Aslanların bütün güçlü yanlarına rağmen sınırları vardır. Kısa ani çıkışlar yaparak koşarlar ve uzun mesafe koşucusu olan bir herhangi bir hayvan aslandan kurtulabilir. Güçlerini geri kazanmak için,aslanlar çok uzun zaman dinlenirler.Aslında avlanmadıkları zamanlarda, ya uyurlar ya da dinlenirler.Aslanlar üzerindeki araştırmalar gösterdi ki, avın kendini savunması imkansız değil.Toynakları olan bir hayvan dişi aslanın çenesine çarpıp kırabilir ve dişi aslan açlıktan ölebilir: yiyemez, avlanamaz, bitmiştir ve avı da özgür kalır.Hayattaki güçlü durumlarda, güce güvenmek çok caziptir;ama bütün şeyler gibi hiçbir şey sonsuza dek sürmez-her şey değişir.Öyle görünüyor ki herhangi bir durumla karşılaşma ihtimaline karşı sürekli uyanık olmalıyız.
Simha “aslan” demektir ve asana Vishnu’nun aslan adam olarak vücut bulmasına adanmıştır. Hristiyan resimlemelerinde İncil vaizi Mark kitabın üstünde oturan haleli ve kanatlı aslan olarak sunulmuştur.Bu bir kişinin kazanmayı düşünebileceği bütün güçleri gösterir; hale kutsallığı, aslanın kendisi ise bilgelik kitabının üstünde dinlenen büyük gücü temsil eder.Bu kitabın aslanın kendisi kadar güçlü bir mesajı vardır;ve aynı zamanda kutsaldır ve iki kanat üstünde hareket edebilir.
Bütün bunların bize kendi geçmişimizle ilgili söyleyecekleri vardır. Bu geçmiş bize miras kalandır ve hiç hatıramız kalmadığını düşünebiliriz; ama eğer bu düşüncelerin bilinçaltından yükselmesine izin verirsek, ortaya çıkanlara çok şaşırabiliriz.

YANSIMALAR : ASLAN
Aslan sorgulanamaz şekilde güçlü bir semboldür. Ostia’da M.S 190 da Herkül ve oğullarına adanmış etkileyici bir heykel bulunmuştu. Bu Mithraic Kronos heykeli tamamen çıplak, aslan kafalı bir adamı gösterir.
Bir kişinin hayal edebileceği bütün güçlere sahiptir. Heykelin tabanında bir horoz, bir çam kozalağı, bir çekiç ve bir çift maşa bulunur. Vücudu, kafası bir taç gibi aslanın kafasının üstünde dinlenen bir yılanla altı kez sarılmıştır. Bu inanılmaz figür iki çift kanada sahiptir ve iki anahtarla bir kraliyet asası tutar. Göğsüne yıldırım şeklinde bir ok işlenmiştir.
Heykel hakkında çok az şey bilinir ama sembolizmdeki yeri oldukça şaşırtıcıdır. Bu sembollerin listesi ve evrensel anlamları tek başlarına büyüleyicidir. Eski zamanlardan beri aslanın büyük gücü kraliyetle bağdaştırılmıştır ve özellikle yılanın kafası aslanın kafasının üstünde dinlendiği için yılanın altı dairesini Kundalini yılanı olarak yorumlamak cezp edicidir. Bu yorumda bilgeliğin en yüksek hali beklenir. Dört kanadın verilmiş olması kesinlikle abartı değildir.Kanada sahip bir yaratık dünyanın ötesinde uçabilir.Güçlü düşüncelerin kanatları vardır.Ve bu iki çift kanat aynı anda iki yerde birden olmayı bile akla getirebilir.Bu tahminler için destek, anahtar ve kraliyet asasından gelir ki ikisini de göğsün üstündeki şimşek şeklindeki ok kadar iyi bir otorite sembolüdür.Çam kozalağı dışında,çekiç ve maşa ve diğer bütün semboller bu fikri destekler.
Çam kozalağı hem çam ağacının çoğalması hem de küçük hayvanlara yemek olması için tohumları taşır. Çekiç : belli bir konuya dört elle sarılmak, bir şeyi açığa çıkarmak, anlamak, bir şeyleri bir arada tutmak içindir.Bir çift maşa ile kişi yanan odunu ya da kömürü alabilir, taşıyabilir ve buna rağmen kendini yakmaz.Bu da için için yanan ateşlerin tehlikeli olduğunu ve ortadan kaldırılması gerektiğini kasteder.Bu denli büyük bir güce sahip olan kişi, karanlığın ışığın zıddı olması gibi zıt güçleri de kendine çekecektir.
Bu imge bize yılan kadar bilge, aslan kadar güçlü, çekiç ve maşa kadar kullanışlı, horoz kadar dikkatli olmayı anlatır ve otoriteyi kurmak bilginin anahtarını kullanmayı – ve hatta rüzgarın akımlarıyla bir kuş gibi kanatlar üzerinde uçmayı ve kaderle süzülmeyi anlatır.
Doğu ve Batı bu heykelde ; bilge hareketlerle potansiyellerini gerçekleştirebildiğinden ve engelleri dumanı tüten bir köz gibi ortadan kaldırabileceğinden şüphe duyanlara ; bilginin tohumlarının onu arayan herkes için hazır olduğuna ve bu bilginin arayıcının samimiyetiyle orantılı bir öğretmen tarafından teklif edilebileceğine dair bir mesaj verdiği konusunda bir araya gelmiş görünüyor.Aslan güneşin sembolüdür ve güneş de bütün beklentilerin ötesindeki bilincin, en yüksek bilgeliğin sembolüdür ve bu bilgeliğin içinde doğuştan var olan ışığa liderlik eder ve dolyısıyla yükünden azat edilmiş bir atom gibi büyük bir gücü temsil eder.
Aday için, aslan pozu, aslanın kendisinin bütün yaratıkların hakimi olması gibi, bütün kendi türünün içinde onların üzerinde hakimiyet kazanmayı sembolize edebilir. Daha sonra eğer bilgeliğin kelimeleri duyulursa , uyurgezeri uyandıran aslanın kükremesi gibi, içinde yankılanır.Gözünü Işığın üstünden ayırma – cehaletin karanlığına ancak Işık boyun eğdirebilir.

REFERANS NOTLAR : ASLAN
1. Güneş, tanrının her sabah geçtiği şafağın geçidini koruması beklenen Aker, bilinen en eski aslan tanrılardan biridir. Sonraki günlerde Mısırlı Mitolojistler gece boyunca güneşin dünyada var olan bir tünelin içinden geçtiğine inandılar ; bu tünelin her iki sonu da Aslan-tanrı ve Akeru denilen iki tanrı tarafından korunduğunu söylediler.Ölülerin kitabının Theban düzeltilmiş metinlerinde sırt sırta verip oturmuş iki aslanı ve güneş diskinin üzerinde durduğu ufukta aralarındaki desteği gösteren Akeru tanrılarını buluruz.Sonrasında Teolojide Sef ve Tuau, yani sırasıyla Dün ve Bugün olarak anılmıştır.Budge, Mısırlıların Tanrılar, bölüm 2, 360-361
2. Aslan bir çok eski kültürde tanrıçalar olarak karşımıza çıkar ; Mezopotamya, Suriye, Girit, ve Fenike dahil olmak üzere.Newman, Büyük Anne, 272-273.
Tibet Mitolojisinde, sert görünümlü aslan yüzlü Dakini (tanrıça) saklı metinlerin koruyucusudur.Bu tanrıçalar mistik öğretileri bağışlayanlar ve kutsal bağışları taşıyanlardır.Beyer, Tara’nın Tarikatı
3.Schaller, “Yaratıkların Kralı ile Yaşam” 504.
4.Campbel, Batılı Mitoloji, 265-266
5.”Bir aslanın yavrusu koyun sürüsünün içinde meliyordu.Bir aslan onu kenara çekti ve sudaki imgesine bakmasını istedi.Aslan dedi ki ‘Sen kuzu değilsin.Kuzu gibi meleme.Sen bir aslansın.Aslan gibi kükre.Yavru aslan kendi doğasını fark etti ve aslan gibi kükredi ve aslana eşlik etti.Guru dedi ki ‘İnsan!Kuzu gibi meleme.Sen özünde Brahmansın.Sen küçük bir Jeeva değilsin.İnsan kendi brahmic doğasını fark etti ve bir bilge oldu.”Sivananda, Guru ve Disiplin, 59 .
“Tanrım, bütün bozulmuş ve ikinci kez lekelenmişler elendiğinde kişi Ganj nehrinin kumlarını aşan inanılmaz Buda özelliklerini elde eder.Sonra… kişi kendi tüm türlerin engellenmemiş anlayışını kazanır, her şeyi bilendir ve görendir, bütün hatalardan özgür ve bütün türlerin üzerinde hakim olan sahneye çıkar ve aslan gibi kükrer.”
“Doğumlarım bitmiştir; tamamıyla saf yaşama geçilmiştir, görev tamamlanmıştır; bunun ötesinde bilinecek hiçbir şey yoktur.” Wayman, Kraliçe Srimala’nın Aslan Kükreyişi, 89.
Adsız2 - SİMHASANA(ASLAN POZU)
Doğu Hindistan Tanrıçası Parvati aslanı sürerken.
Çeviri: Demet FİLİZKAN

Abhyasa – Vairagya

SWAMİ JNANESHVARA’DAN ABHYASA VE VAIRAGYA HAKKINDA

Abhyasa (pratik) ve vairagya (bağlanmama) tüm yoga sisteminin en özündeki iki prensiptir.

Abhyasa – pratik

Abhyasa kalıcı bir huzur hali oluşturma ve geliştirmede çabasız tutum geliştirmektir. Bu halin herhangi bir kesintiye uğramadan uzun süre devam etmesi gerekir. Pratikte derinleşme bu şekilde, kendi varlığının özünü direkt deneyimlemek suretiyle gerçeklelşir.

Vairagya- Bağlanmama

Bağlanmamak ancak gerçek Ben’i bulutla örten bağımlılıkların, korkuların, hoşnutsuzlukların ve yanlış kimliklerin bırakılmasıyla gerçekleşir.

İkisi birlikte çalışırlar. Pratik sana doğru yolu gösterirken, bağlanmama da bu içsel yolculukta karşına çıkabilecek acıların ve zevklerin seni yolundan caydırmasına izin vermez.

Diğer tüm yoga uygulamaları bu iki prensip üzerine dayanır. Bu birbirine eş uygulamalar sayesinde ancak aklın tüm seviyeleri üzerinde hakimiyet kurulabilir ve gerçek Ben deneyimlenebilir.

Kişinin yaşamında bireysel hareketlerinde, konuşmalarında ve düşüncelerinde seçebileceği iki farklı yol vardır. Biri gerçeklik ve doğruluk üzerine, benliğin ve kişisel farkındalığın üzerinedir. Diğer yol ise tam zıttı olarak, kişiyi yüce deneyimlerden alıkoyan yaöa biçimi, hareketler, konuşmalar ve düşünceler üzerinedir.

Abhyasa, kişinin sadece yaşam tarzı, davranışları, konuşmaları ve düşüncelerinde değil, ruhsal uygulamalarda da olumlu yoldan uzaklaşıp olumsuz yöne gitmesini engeller.

Vairagya ise kişiyi bağımlılıklardan ve aklı bulandıran şeylerden uzak tutar.

Ayırt etmek anahatrdır. Bağlanmamayı geliştirmek ve pratik yapabilmek için, hangi davranışların, konuşmaların ve düşüncelerin seni doğru yolda tutup hangilerinin seni yoldan çıkaracağını ayırt edebilmek gerekir. Kişisel yolculukta kullanılabilecek incelikli bir araç ve pratiğin temelini oluşturmada temel oluşturur bu ayırımı yapabilmek.

Abhyasa pratik demektir ancak çok geniş bir alanı kapsar. Davranışlarda altenatifler arasından en akıllıca olanını seçmeyi de kapsar. Aklın en huzurlu halini oluşturacak şekilde kararlar vermeyi de. Çünkü anlamının kapsadığı geniş alanlaki her şey, kişisel farkındalığa daha derin ve ustaca ulaşmaya yardımcı olur. Pratik olaraka abhyasa, sadhana kelimesiyle karıştırılmamalıdır. Sadhana da pratik demektir ancak daha spesifik olan; kişinin bedeniyle, nefesiyle ve aklıyla daha spesifik metodlar ve tekniklerle dış dünya ve diğer insanlar üzerinde çalışmasını içerir. Örneğin yoganın sekiz basamağı sadhanadır.

Abhyasa ile çalışma: Abhyasa huzur halini oluşturan tüm pratikleri içerir. Her seviyede, en dışsal en dünyevi olan davranışlardan, Abhyasa ile çalışmak için en kolay yol, bütün olandan başlayıp sübtile doğru yol almaktır.

Bunun için sessiz bir şekilde oturun. Bir kağıdı iki sütuna ayırın ve kişisel yaşamınızdan yansımaları yazın

Sabit, kararlı ve sürekli dinginlik ve huzur hali yaratan davranışlar, konuşmalar veya düşüncelerden şunları daha fazla yapmalıyım: Sabit, kararlı ve sürekli dinginlik ve huzur halinden uzaklaştıran davranışlar, konuşmalar veya düşüncelerden şunları daha az yapmalıyım:
 1)_______________
2)_______________
3)_______________
4)_______________
5)_______________
6)_______________
7) _______________
 1)_______________
2)_______________
3)_______________
4)_______________
5)_______________
6)_______________
7) _______________

Sütunun sağ tarafına muhtemelen kişisel yolculuğunda yeri olmayan zararlı alışkanlıklarını yaz. Sol tarafına ise muhtemelen yoga ile ilgili olan ve kişisel yolculuğunda yararlı olan pratiklerini yazacaksın. Bu alıştırma, meditasyon için sağlam bir temel oluşturacaktır. Sol sütuna yazdıklarınız doğrultusunda yaşamınızla ilgili alacağınız kararlar ve enerjinizi bunlara yönlendirmeniz, sağ sütuna yazdıklarınızın zamanla gözden kaybolmasını sağlayacaktır.

Pratiğini ne zaman ki uzun süreli, kesintisiz, içten bir adama ile yapıyor hale gelirsin, işte o zaman köklenmiş, durgun ve sağlam bir temel oluşturursun.

Yoga meditasyon halidir. Yoga meditasyonu yaşamının en önemli prensiplerinden biri, pratiğe ara vermeden devam etmektir. Genelde bir meditatör pratiğe başlar, birkaç hafta veya birkaç ay devam eder ve bir süre sonra hayatla ilgili bir gaile yüzünden bir süre durur. Sonra yeni baştan başlar. Yeniden başlamak her ne kadar iyi olsa da, hiç ara vermeden yapabileceğin daha rahat bir pratik geliştirmek daha yararlıdır. Günde 2-3 saat pratikle başlayıp yaşamsal faaliyetlerden dolayı ara vermek zorunda kalmak yerine daha kısa süreli ama düzenli pratik yapmayı seçebilirsin. Olur da yoruldum, sıkıldım vb bahanelerle pratiğine ara vermek istersen şunu düşün: her gün yemek yiyor, uyuyorsun. Tuvaletini her gün yapıyorsun. Her gün başka insanlarla dedikodu yapıyorsun ve olumsuz düşünceleri her gün aklından geçiriyorsun. Eğer her gün bunları yapabiliyorsan, seni huzura ulaştıracak pratiğini de her gün herhangi bir mazeret bulmadan yapabilirsin. Ve bunun sonu yok. Ta ki bir gün, pratiğin sağlam temeller üzerine kurulu, zarif ve hayatının bir parçası haline geldiğinde, yüzünde bir gülümseme belirecek ve anlayacaksın ki hayatının en değerli şeyi olmuş.

Davranış Geliştirme

Abhyasa ve vairagya sende satkara’nın gelişmesine sebep olacak. Satkara; özveri, samimiyet, saygı, olumlu tutum ve doğru davranış demektir. Her gün yapabileceğin seviyede ve sürede bir pratiği alışkanlık edindiğinden satkara çok daha kolay gelişecek. Böylece kalbinde bir defa parıldayan meditasyon ışığı, zaman içerisinde hayatına ruhani boyutta yön veren bir rehber haline gelecek.

Her şey dikkat ile başlar

Yoga meditasyon biliminde dikkat kritik bir konudur. Kendini nezaketle sevme yolunda dikkat en önemli formüldür. Keskin, net, gayretli dikkat ile uzun süreli ve kesintisiz pratik mümkün olabilir.

Sevgi, sevdiğin her şeyi bıraktığında geriye kalandır.

Bırakmak ve üstlenmemek

Bağlanmamayı anlatmanın en kolay yolu; bırakma sürecidir. Bağımlılıklarımızı ve nefretlerimizi bırakmayı kademeli olarak öğreniriz. Zihnin bağımlılıklarından katman katman kurtuluruz. Ancak bağlanmamanın ilk koşulu, bağımlılıkları bırakmak değil, ilk baştan üstlenmemektir.

Bağlanmama bastırma değildir

Bağlanmama, isteklerin, arzuların veya duyguların bastırılması demek değildir. Uyanış, bağımlılıkların farkına varmakla başlar.

Bağlanmama durmaktır

Bağlanmama felsefesini duyup yanlış yorumlayarak ve kendini kandırarak “bağlanmıyorum” demek kolaydır. Bu bağlanmamak demek değildir. Zihnin bağımlılıklarını gerçekçi bir şekilde görmek ve içsel ve dışsal yoga meditasyonu ile sistematik olarak bu göz boyamalardan kurtulmayı öğrenmektir.

Bağlanmama tarafsızlık (kayıtsızlık) değildir

Bağlanmamabir şey yapma hali değildir. Bir şey yapmama hali de değildir. O şey her ne ise artık aklını ilk etapta meşgul etmiyor, dikkatini çekmiyor demektir.

Sigara içmeyi yıllar önce bırakmış iki insan düşünün. Birinci kişi hala sigaraya bağlı, her sigara gördüğünde sigara içmeyi arzuluyor. Bu arzusu karşısında direnmesi ve bu şekilde sigara içmemesi durumuna (detachment) kayıtsızlık denir. İkinci kişi de eskiden sigara içiyordu ama artık sigara gördüğünde herhangi bir tepki göstermiyor, arzusu tamamen ortadan kalkmış hem bilinç hem de bilinçaltı seviyesinde. Bu duruma bağlanmama denir. Bağlanma hali bırakılmış değildir, yoktur.

Bağlanmama katmanlar boyunca derinleşir

Patanjali’ye göre bağlanmama varlığımızın daha derin katmanlarına indikçe kademeli olarak artar.Bağlanmamaya öncelikle günlük yaşamdaki nesnelerle ve insanlarla yani daha yüzeysel seviyede başlarız ancak pratiğimiz derinleştikçe psişik veya süptil güçleri ve deneyimleri de içeren bir hal alır. Sonunda görürüz ki tüm bunlar bireysel farkındalık yolculuğumuzda dikkatimizi dağıtmaktan başka bir işe yaramaz ve bunları da bir kenara bırakırız.

Vairagya ila çalışma: Vairagya veya bağlanmama, siyah ve beyaz kadar veya olmak veya olmamak kadar net değildir. Genellikle aşama aşama gelişir.

Bağlanmamayı daha iyi anlamak için bağımlılıklar ve iğrenilen şeyler ile ilgili kişisel örnekleri keşfetmekte fayda var. Bir kağıt üzerine aşağıdaki sütunları çizin ve sadece şu anda değil geçmişinizde de bırakmayı deneyimlediğiniz şeyleri yazın.

Bağımlılıklar ve iğrenmeler
Bağımlı olduğum, cazip bulduğum, bana faydası olmayan ve bırakmam gereken düşünceler, inançlar, fikirler, insanlar, kurum veya kuruluşlar: İğrendiğim, bana faydası olmayan ve bırakmam gereken düşünceler, inançlar, fikirler, insanlar, kurum veya kuruluşlar:
 1) ______________ #:___
2) ______________ #:___
3) ______________ #:___
4) ______________ #:___
5) ______________ #:___
6) ______________ #:___
7) ______________ #:___
 1) ______________ #:___
2) ______________ #:___
3) ______________ #:___
4) ______________ #:___
5) ______________ #:___
6) ______________ #:___
7) ______________ #:___
 #işaretiyle belirtilen yerlere de bağımlılığın veya iğrenmenin derecesini yazın 1 ile 10 arasında (10 en yüksek)
Eski bağımlılıklar ve iğrenmeler
Bıraktığım eski  bağımlılıklar: Bıraktığım eski iğrenmeler:
 1) ______________ #:___
2) ______________ #:___
3) ______________ #:___
4) ______________ #:___
5) ______________ #:___
6) ______________ #:___
7) ______________ #:___
 1) ______________ #:___
2) ______________ #:___
3) ______________ #:___
4) ______________ #:___
5) ______________ #:___
6) ______________ #:___
7) ______________ #:___
# işareti ile belirtilen yere bağımlılığın veya bırakmanın 0 ile 10 arasındaki derecesini yazın. Düşük rakamlar o bağımlılığın veya iğrenmenin bırakılmasını güçlendirecektir. Eğer geçmişte bazı şeyleri bırakabildiyseniz şimdi ve gelecekte de bunu yapabilirsiniz ve yoga meditasyonunuz bu süreçte faydalı olacaktır.

 

Bağlanmamanın 3 seviyesi

Vairagya 3 seviyede gerçekleşen sistematik bir süreç olarak düşünülebilir.

  1. Gerçek dünya: Günlük yaşantımızda zihinsel izlenimlerimiz bağımlılıkların veya iğrenmelerin çeşitli şekilleriyle ve çeşitli derecelerde boyanır. Bu ilk seviye bu esaretlerden özgürleşmeyi ve daha derin bir içsel huzuru deneyimlemeyi geliştirir.
  2. Her şey arasında: Gerçek dünya ile ruhani dünyanın katmanları arasında bir çok nesne vardır. Zihin durdurulduğunda bu süptil seviyeler keşfedilir ve bağımlı olmamak ile ayırt etmek arasında bağ kurulur. Örnek olarak meditasyon yaparsın ama pranik enerjiye, beş elemente, duyulara bağımlı olmazsın.
  1. Subtlest building blocks: Burada guna’lar bulunur. Üst seviyede bağımlılıklardan kurtulma vardır yogi için.

Fiziksel evren de katmanlardan oluşmuştur. Bunlar; partiküller (protonlar, elektronlar, nötronlar), atomlar, moleküller, bileşimler ve nesnelerdir. Partiküller atomu, atomlar molekülleri, moleküller bileşimleri, bileşimler nesneleri oluşturur. Bağımlılıklarından ve iğrenmelerinden partikül seviyesinde serbest kaldığını düşün. Bu seviyeye ulaştığında fiziksel dünyanın diğer tüm nesnelerinden de serbest bırakabilirsin kendini.

SWAMİ KRİSHNANANDA’DAN VAİRAGYA HAKKINDA

Duyarsızlığın (dispassion) 3 hali vardır eskiler tarafından bize öğretilen.

Birincisi; Bir cenaze töreninde cesedin yakılmasını izlerken bir iğrenme hissedersiniz. Ölen kişi yakılmış, külleri savrulmuş, rüzgara karışmıştır. Artık yoktur. Nerede olduğu bir muammadır. Geriye külleri kalmıştır. Ne acı diye düşünürsünüz, ne yazık, benim de kaderim bir gün böyle olacak. Bu vairagyadır, smasana vairagyadır -ölü yakma yeri vairagyası. Sonra eve dönersiniz ve evinizin sıcak atmosferi size hissettiklerinizin yarısını unutturur, işler çok da kötü değil dostum der, her şey geçti. Birkaç gün sonra düşünceler daha tatmin edici, rahatlatıcı ve mutluluk vericidir. Vairagya artık gitmiş yerini tarafsızlığa, duyarsızlığa bırakmıştır. Ruhani bir tarafı artık kalmamıştır. Bu yoga pratiğinizde size yardımcı olmaz.

Diğeri abhava vairagya’dır. Bir şeye sahip olamadığımız için ona karşı istek duymayız. Everest dağının tepesinde örneğin, süt bulamayacağımız için canımız süt istemez, tamam süt içmeyeceğim deriz. Bu derin bir vazgeçmedir aslında ama ulaşılamadığı durumda ortaya çıkar. Ama ona sahip olduğumuzda doğal olarak onu isteriz. Dolayısıyla bunun da ruhani bir tarafı yoktur. Bu yüzden sadece vairagya değil, abhava vairagya’dır.

Üçüncüsü prasava vairagya’dır. Bir kadın hamileyken iğrenme hisseder, sancıların ızdırabı ona korkunç hissettirir. Sancılar yüzünden hayat anlamsız görünür ve zihin hep üzüntü yaratır. Ama bu da diğer vairagya’lar gibi geçicidir. Çünkü acı geçtiğinde, eskiden acı çekmiş olduğunu anımsasa dahi artık rahatlık ve memnuniyet vardır.

Bunların hepsi de yoganın bizden istediği vairagyadan farklıdır. Burada önemli olan objenin kendisi değildir, objeye karşı geliştiriken tutumdur. Bir hırsızın veya bir cimri altına karşı açgözlüdür. Ama bir çocuk için altın bir şey ifade etmez. Çünkü onun için altın değeri taşımaz. Altın ise kendi başına altındır, ister bir çocuğun ister bir cimrinin ister bir hırsızın elinde olsun. Aynı objedir, karekteri değişmemiştir. Değeri aynıdır. Bir bebeğin altına gösterdiği tepki ile bir hırsızın veya cimrinin tepkisi farklıdır.

Objelerin doğası zihin üzerinde bir etki bırakır şüphesiz ancak her ne kadar ilgi çekici olsa da bu nesneler, yoga, nesnelerin varolan durumlarıyla içsel uyum halinde olmayı gerektirir. Yoga, dünyanın değişmesi dönüşmesi gerektiğini söylemez, bu gereksizdir. Gerekli olan varolan düzene kendi uyumunu katmaktır. Dünya tanrı tarafından düzeltilmek üzere yaratılmamıştır, tam da olması gerektiği gibi, bilgelikle yaratılmıştır. Tanrının vazifesi de dünyayı düzeltmek değildir. Tanrının yarattığı şeyi herhangi bir insanın veya insan grubunun düzeltebileceği düşünmek de beyhudedir. Tanrının bilgeliğini kabul etmek demek, yarattığı her şeyin belirli bir düzeni olduğunu ve bu düzenin doğru olduğunu kabul etmek demektir.

Yoga, kozmik düzene uyum sağlamak için bireysel dönüşümü amaçlar. Kozmik düzen değişmez. Tanrının yarattığı şey değişmez, insanların yarattığı şeylerin değişmesi gerekir.

“Yeterli” duyusu geliştirilmelidir. Bir şeye sahip olmadığımız için değil, bir şeyi elde edemediğimiz için değil, dışarıdan bir tehdit oluştuğu için değil, sadece o şeye ihtiyaç duymadığımız için, yeteri kadar şeyimiz olduğu için.

Eski bir Vedanta tekstinde şöyle geçer; Dünyaya hakim olan bir imparatorun herhangi bir arzusu yoktur. Çünkü arzulayacak bir şey yoktur onun için, isteyebileceği her şeye sahiptir. Dünya ayakları altındadır. Başka ne arzulayabilir ki?  Zaten dünyaya hükmetmektedir. Peki ya bütün dünya onun ise, bir bilgeye ne kalır? Bir bilgenin de herhangi bir arzusu yoktur. Ama onun sebebi başkadır. Bilge de imparator da her şeye sahiptir. Önemli olan sizin hangi açıdan baktığınızdır, bilge mi imparator mu?

 

 

Mayurasana

PEACOCK (TAVUS KUŞU)

Mayura “tavus kuşu” anlamına gelir. Bu pozda eller,küçük parmaklar ayrılmadan, geriye bakar halde yere yerleştirilir. Vücut zemine paralel kaldırılır, üst kol göğsü destekler.

Pincha Mayurasana, tüylü tavus kuşu pozudur. Kollar ve eller zemine sıkıca oturtulur, baş yukarı kaldırılır. Bacaklar kaldırılır, böylece gövde ve bacaklar yere dik olur. Poz, tavus kuşu tüyü veya kuyruğunu kaldırmış bir tavus kuşunu andırır.

 

“Yeni başlayanlar olarak idrakımız sadece beyindedir. Tüm vücutta bir milyon gözünüz olmalı.”

B.K.S. Iyengar

 

Tavus kuşu Doğu’nun pek çok tanrısı ile ilişkilidir, ancak Batı dünyasında da bir sembol olarak kullanılmıştır. Pers Kuşuya da Kwan Yin ve Amitabha kuşu gibi birçok isim almıştır. Romalılar tarafından Juno’nun kuşu olarak da adlandırılır, Yunan mitolojisinde ise Hera’nın kuşu. İran Kraliyet tahtına benzer bir tavus kuşu tahtına oturmak gerçekten görkemli bir his olmalıdır.

Güzel taçlı tavus kuşu, Hint bilgelik, müzik ve şiir tanrıçası olan Saraswati’nin amblemidir; servetin ve bolluğun tanrıçası olan Lakshmi bile binmek için kendine ait bir tavus kuşundan yararlanmaktadır. Brahma görkemli tavus kuşunu bir araç olarak kullanır ve Lord Krishna başında bu egzotik görünümlü kuşun tüyünü taşır. Kralların ve tanrıların kuşu, en yücesi için mücadele verenumanlara uygun bir simgedir.

Kuşun kendisinin etkili bir yılan katili olduğu bilinmektedir; aynı zamanda, onu besleyen kişilere bile, kavgacı, huysuz ve önceden tahmin edilemez olabilir. Ancak tavus kuşuna ün kazandıran kesinlikle güzelliktir. Tüm tavus kuşu hareketleri, anlamsız görünebilse de, çiftleşme ritüelinin bir parçasıdır. Kurlaşırken açtığı güzel kuyruk yelpazesi, dişiyesadeceetkilenmesini uyaran bir bayrak gibi görünür.

Tavus kuşu, yanardöner mavi kuyruk tüylerinin güzelliği nedeniyle en beğenilen kuşlardan birisidir. Kuşun kuyruğunun üstün güzelliğinin farkında olarak görüntüsünün gururuna kapıldığı muhtemelen insan kurgusudur. Bununla birlikte, tavus kuşu tefsiri dünyevilik, gurur ve gösterişolarak Hıristiyan öykülerinde kullanılmıştır(*). Kuşun ayaklarını gördüğünde, çığlık atarak, güzel tüylerinden farklı olarak ne kadar çirkin olduğunu farkettiği söylenir. Gurur çirkin yanıma karşı gözlerimikör mü ediyor? Veya beni kusurlarıma yönelik fazla mı duyarlı kılıyor? Güzellik, dünyevi ötesi mükemmellik ve büyük amacımın sembolü olabilir mi? Bu mükemmele ulaşmak için kollarımı güçlendirmek zorundayım-onlar benim ağırlığımı taşıyacak kadar istikrarlı değiller.

Mayurasana: Tavus kuşu

Soylu, görkemli, bilgelik, müzik, şiir, zenginlik, egzotik, krallar ve tanrılar, zorlu, katil, kavgacı, dengesiz, öngörülemeyen, ritüel, güzellik, yanardönerlik, üstün, dünyevi, gurur, gösteriş, zayıf kollar ve bilekler, çok istikrarlı değil, mükemmeli nerede bulacağım? Bu pozisyonda güzellik göremiyorum.

Tavus kuşu, dirilişi, ruhun güzelliğini ve kutsallığa kazandırılan birçok lütfu simgeleyen Hıristiyan sanatına dönüştürülünce paganları yerinden etmiştir. Roma yeraltı mezarlarında ve Napoli’deki vaftizhanede örnekleri mevcuttur. Tavus kuşu, Cennet Bahçesinde yasak meyve yemeyen tek kuştu. Eski bir Yahudi efsanesine göre, ebedi hayat ile ödüllendirildi, böylece diriliş, yeniden doğuş ve sonsuzluk vizyonunu temsil eden anka kuşu haline geldi.

Darwin, bir canlının başka bir varlık için cazibesinin evrim üzerinde güçlü bir etki yarattığı ve karşı karşıya geldiklerinde güzelliğin başarıya ağır bastığı sonucunu çıkarmıştır; bu, insanlarda da kanıtlanmış bir gerçektir. Güzel insanlar daha fazla kabul görürler ve gurur ve kibirleri hoş karşılanırken, parlak bir zihin ve şefkat gibi olumlu özelliklere sahip olup da göze hoş gelmeyenlerin kabullenilmesi daha uzun sürer.

Mayurasana, bilek ve kollarda büyük güç ve vücudun dengesinde bir ahenk gerektirir; böylece tavus kuşu kuyruğunun yüz gözü, güzellik yerine tetikte olmayı ifade eder. Tüm vücudun ağırlığı ellerin küçük bir kısmında taşınırken gösterişe o kadar da yer yoktur. Aşağı bakarken, gözler sadece zemindeki küçük bir alanı görebilir. Budist Avalokitesvara’nın teyakkuzu ve şefkati veya tavus kuşu tüyünün atfedildiği Amitabha hatırlatılır.

Tavus kuşu gevezeliği ve çalımıyla kavgacı bir kuş olabilir, fakat bu asana, gurur veya kibir arasında bilgece bir tercihi, tavus kuşunun kuyruk yelpazesinin güzelliğinde sembolize edilen bir potansiyeli işaret eder.

 

Mayurasana: Tavus kuşu

Diriliş, sayısız lütuf, ödül, mistik, yeniden doğuş, sonsuzluk vizyonu, cazibe, kabul, ahenk, teyakkuz, şefkat, kavgacı, geveze, çalım, gurur, kibir, potansiyel, seçim, paradoks, söz

Tavus kuşu ve anka kuşunun her ikisi de diriliş ve ölümsüzlük simgeleridir(**). Ama sadece anka kuşu kendi canına kıyarak ölür. Yaşam gücünü geri çeken, bedenlerini kurban eden yogiler vardır. Modern zamanlarda, vücutlarını protesto amacıyla yakmış olanlar mevcuttur. Yeniden doğuşa inanan Hindistanlı dul bir kadın, kocasını ölümünde takip eder. Ve bir bomba yapıp ve onunla birlikte kendini patlatan Japon kamikaze (asker)… Hepsi, güzel tavus kuşu/anka kuşunda kendi ideallerinin bir ifadesini bulur.

Anka kuşu yakıldığında, cehaletin bilgeliğin ateşinde yakılmasıyla zihinsel ve ruhsal yeniden doğuşun gerçekleştiğini simgeleyen, küllerinden yaşama yeniden başlamak için dirilmiş, yeni bir anka kuşu ortaya çıkar.

Bu iki kuş, tavus kuşu ve anka kuşu, aynı zamanda yin-yang ile ilişkilidir. Bu sembolün beyaz kısmında zaten yıkım veya bozulma tohumu mevcuttur; siyahta, yeniden doğuş, yeni bir yaşam, yeni yapı anlamına gelen beyaz bir nokta olan tohum vardır. Bu çiftlerden birinin dişisi öldüğünde diğeri uzun süre yaşayamaz. Bu da yin-yang’un karşılıklı bağımlılığını yansıtır.

Tavus kuşu ile ilgili diğer birçok ilişkilendirme vardır. Kuyruğunun güzel yanardöner renklerinin, güneşin tapınmasıyla(***) ve tabii ki aşk ile, çiftleşme dansı sırasında tüylerin açılışında edilen vaatlerle bağlantılıdır. Tavus kuşu ağaçla, güneş sisteminin yıldızlarıyla, uzun ömür ve ölümsüzlük olarak ilişkilendirilir. Anka kuşu ayrıca, doksan üç ışıkyılı uzaktaki, en parlak yıldızı Ankaa olan döngüsel bir zaman dilimi semavi sembolüdür. Nil topraklarında bu “güneş kuşu”nun kendi küllerinden tekrar yeni bir hayata gelmesinden önce 500 ila 1.000 yıl arasında bir zaman geçmesi beklenir.

Tavus kuşunun sembolizm paradoksu duruşta belirgindir. Birçok kişi için zor bir şeydir; kişi gurur, bedensel korku, pozu tamamlamama korkusu, doğru şeyi yapamama korkusu, zayıflık gösterme korkusunun üstesinden gelmek zorundadır. Ve yine de, açılmış kuyruktaki güzelliğin verdiği bir söz vardır. Tek bir tüy bile, tüm bilginin ve Nur’un üçüncü gözünü temsil eder(****). Açılmış tavus kuşu kuyruğu tamamlanmamış bir dairedir. Bu, her şeyi aynı anda göremediğimizi gösterir; yalnızca yüzeyde olanı görebiliriz ki bu farkındalığın ilk evresine benzer. Tavus kuşu uçmaktan ziyade yerde kaldığı için, tüm rengarenk cazibeleri ile dünyayı temsil eder. Ancak kendi küllerinden yükselen anka kuşu, herkesin muktedir olduğu dirilişin sembolüdür.

 

REFERANS NOTLARI: Tavus kuşu

(*) “Tavus kuşunun bir meleğin tüylerine, bir şeytanın sesine ve bir hırsızın yürüyüşüne sahip olduğu sıkça söylenir” Gubernatis, Zoological Mythology, cilt. 2, 324.

(**) “Yıl boyu çeşitli renk ve pırıltılarını kaybedip yenileyen ve dölü bereketli olan tavus kuşu, anka kuşu gibi ölümsüzlüğün bir sembolü ve gökyüzünün gizlenip tekrar açıldığı gerçeğinin bir kişileştirmesi olarak sunuluyor; güneş ölür ve tekrar doğar, ay yükselir, gizlenir, batar, görünmezve bir kez daha yükselir ” Ibid., 327.

(***) “Sakin ve yıldızlı gökyüzü ile parlayan güneş tavus kuşlarıdır. Bin yıldızla, bin parlak gözle ve gökkuşağının renkleriyle zengin güneşle süslenmişgök mavisi cennet, üzerine gözler serpiştirilmiş tüylerinin ihtişamı içinde bir tavus kuşu görünümü sunar “. Ibid., 323.

(****) Joseph Campbell, tavus kuşu tüylerindeki gözlerin, alnın ortasındaki gözle eşdeğer olduğunu, “insanoğlunu sonsuzluğun vizyonuna açtığını” belirtmektedir. Bkz. Tanrının Maskeleri: Yaratıcı Mitoloji, 503.

 

Çeviri notu: “Aspirant” kelimesi “Uman” olarak çevrilmiştir.
Çeviren: Zeynep Buran Öner

KUKKUTASANA-COCK (HOROZ)

Kukkuta horoz demektir. Padmasana’dki bağdaş kurulmuşken, eller ve kollar her bir bacağın baldırı ile uyluğu arasına yerleştirilir ve horozu andırdığı bir pozisyonda vücut zeminden kaldırılır.

 

“En ince iplikçikte bile uyuyan zekayı uyandırın; bu komşu iplikçiklerin yeniden canlandırılmasına, işlevlerini farketmesine, harekete geçmesine ve yaratılanı deneyimlemesine yardımcı olacaktır.”

B.K.S. Iyengar

 

Kuşlar insan duyguları, alışkanlıkları ve tutumları için odak noktaları olarak görülebilir. Sembolizm, daha önce de gördüğümüz gibi, tükenmez bir repertuara sahiptir. Sembol, dar bağlamından çıkarıldığında mantıksal olarak kaybolan incelikleri iletmek veya öğretmek için önemli bir araçtır. Bununla birlikte, sembollerin yorumlanmasında salt zayıf hayalgücü, daha sofistike bir yorum mevcut karmaşıklığa eklenebildiğinde bazen pratik ve değerlidir.

 

İlginç bir Yunan öyküsü, horozun neden gündoğumunda öttüğünü açıklar. Mars, kocası Vulcan uzaktayken geceyi Venüs’le geçirmek istedi. Alektraon’u kapıda gözcülük için görevlendirdi; ancak uyuyakaldı ve Vulcan eve gelerek çifti şaşırttı. Mars, Alektraon’u şafağın habercisi olan horoza dönüştürerek cezalandırdı. Alektraon’un yoksun olduğu dikkat, umanın manevi yaşamı için gereklidir. Kukkutasana duruşunun uygulanmasında da gereklidir.

 

Kukkutasana görünüşü horoza oldukça benzer. Bileklerde ve ellerde büyük güç, bacaklarda esneklik gerekse de, göründüğü kadar zor değildir. Bu zorlu asana aynı zamanda iyi bir denge ve nefes kontrolü, tam konsantrasyon ve dikkat gerektirir. Ellerimde dengeyi sağlayacak konsantrasyonum var mı? Dengeyi sağlamak cesaret ister. Kollarım beni tutacak kadar güçlü mi? Bacaklarım olduğu yerde kalacak mı?

 

KUKKUTASANA: Horoz

Duygular, alışkanlıklar, tutumlar, güç, esneklik, denge, nefes kontrolü, konsantrasyon, dikkat; kısıtlılık, kapana kısılmışlık, kararsızlık, “yüzümün üzerine düşersem ne yapabilirim?” hissi… hiçbir yere gidemem, buradan ne görebilirim? dikkatimi nereye odaklayayım?

 

Yunan mitolojisinde horoz, güneş tanrısı Apollo için kutsaldır ve Apollo’nun oğlu ve şifa tanrısı olan Asclepius ile ilişkilendirilmiştir. Aslında, bir kişi bir hastalığı yendiği zaman horozlar Asclepius’a kurban edilirdi. Öten horoz, Pers Zend-Avesta’sında şeytanları kaçırandır. Ancak Keltler için, şehvet ve zina, ensest, bencillik ve karşı koyma sembolüdür. Roma’da, savaşın sonucunu sabah saatlerinde öterek öngören bir medyumdur. Pliny’ye göre aslanlar bile ondan korkar. Horoz sembolizmi çok çeşitlidir. Umanların hayatlarında baş etmek zorunda oldukları zıtlıkların ifadesidir.

 

Hristiyan mezarlarda dövüşen iki horoz zulüm altındayken cesareti temsil ederdi. Horoz, Hıristiyan ikonografisinde ünlüdür çünkü onun üç ötüşünden sonra Peter, üstatını reddettiğini fark eder. Halkbiliminde, İsa’nın doğumunu ilan etmesi gereken hayvandır. Horoz bir peygamber miydi, bir şeytanın elçisi miydi yoksa İskandinavların iddia ettiği gibi kahramanları uyandırmak ve hızlandırmakla mı suçlanıyordu?

 

Horoz hemen hemen tüm dinlerde güneşle ilişkilendirilirdi. Çinliler görkemli güneşi uyandırmanın ve böylece karanlığın ortadan kaldırılmasının, böylelikle gecenin aydınlıktan korkan kötü ruhlarının uzak tutulmasının horozun kabul görmüş görevi olduğuna inanırlardı. Umanın içindeki horoz, karanlık güçleri uzaklaştıran manevi güneşi uyandırır.

 

Çin’de horoz evrenin sıcaklığını ve yaşamını temsil eden, yang unsuru için temel sembol olan eril ilkedir. Çinliler horoza beş erdem bahşederler. Başındaki taç, edebi bir ruhu sembolize ederken ayağındaki mahmuzlar onun savaşçı mizacını ve cesaretini gösterir. Ama aynı zamanda hayırseverdir, tavukları ile paylaşmak için lezzetli yiyecekler bulduğunda gıdaklar; ve sadakati, günü müjdelerkenki güvenilirliği ile belli olur.

 

Bu duruşta, çeşitli mitolojilerdeki horozun saklı anlamlarını irdelediğinizde, kibirlilik özelliğini de düşünebilirsiniz. Güç ve denge ihtiyacını gözden kaçıracak kadar kendini beğenmiş miyim? Gurur ve küstahlık, esneklik, zekâ ve cömertliği geçersiz kılıyor mu? Cesaret ne zaman saldırganlığa dönüşür? Durağan olabilir ve sadece kendi yöremi araştırabilir miyim?

 

KUKKUTASANA: Horoz

Şifa, şehvet, bencillik, karşı koyma, ödün verme, cesaret, inkar, peygamber, şeytanın habercisi, güneşi uyandırmak, kötü ruhlar, yang, eril, edebi ruh, savaşçı mizaç, cömertlik, sadakat, kibirlilik

 

Hiç şüphe yok ki sürüsü horozun kontrolündedir. Tavuklarını domine eder, ayrıca yumurtalarını döller. Nahoş bir şey olacağına inandığında kendi tavuklarını koruyacak ve bir saldırganı uzaklaştırmak için korkunç bir gürültü çıkaracaktır. Horozun bu koruyucu yönü kıskançlığı içerebilir.

 

Her horozun kendi kişiliği vardır. Biri yemeğini önceden yiyip tavuklar için yeterli yiyecek olup olmadığına hiç dikkat etmez. Bir başkası, tavukların ilk önce yemesine izin verir ve daha sonra kendisi yer. En sevdiği tavuğuyla özel bir iletişim kurabilir ve yiyeceğini onunla paylaşabilir.

 

Horoz her ne kadarçalımla yürümesi ile bilinse de, horoz duruşunda hareket çok az mümkündür. Gurur beni tutuyor mu? Belki bir süre durmalıyım ve kişilik yönlerime bakmalıyım, böylece başkaları için özen ve endişe göstererek gücümü daha iyi bir şekilde kullanabilirim.

 

King Milinda ve Nagasena’nın, umanların horoza öykünmeleri gereken beş özellik hakkında bir konuşmaları vardır. Birincisi, günün sonunda horoz, erkenden tüner; ve uman, görevini tamamladıktan sonra erkeden inzivaya çekilir.

 

İkincisi, tıpkı horoz gibi, uman dameydanı süpürmek için sabahın erken saatlerinde kalkar, içme suyunu kullanıma hazır hale getirir; banyosunu yaptıktan sonra, Efendisine saygılarını sunmadan önce giyinip kuşanır; daha sonra kıdemli umanları ziyaret eder ve tek başınalığa geri döner.

 

Üçüncü olarak, horoz yiyecek bulmak için toprağı ara vermeden eşeler; tıpkı hakiki bir umanınsürekli olarak bulduğu herhangi bir gıdayı öz-tetkikte bulunarak ve ihtiyatlı olarak alması gibi; ve şunu unutmadan: “Ben bunu ne keyif, ne heyecan, ne beden güzelliği, ne de şekli zarafet için yiyorum.Ben bunu sadece bedenimi korumak, hayatta kalmak, açlığın acısınıhafifletmek ve daha iyi bir yaşam sürmeme yardımcı olması için yiyorum. Böylece geçmişteki üzüntüleri sonlandırıp gelecekteki üzüntülerin ortaya çıkmasına hiçbir sebep vermeyeceğim.”(*)

 

Dördüncüsü, horoz görmek için gözleri olduğu halde geceleri kör olduğu için, en ağırbaşlı uman da duyuların cazibesine karşı kör olmalıdır. Beşincisi, eziyet görürken bile horoz evini terketmez. Hakiki bir uman da, elbise dikmek, barınak yapmak ve ondan talep edilen her şey gibi gündelik görevlerine bakmaksızın zihninin –yaşadığı evin- varlığından asla vazgeçmez.

 

REFERANS NOTLARI: Horoz

(*) Questions of King Milinda, VII, 1, 3.

Tibetan Wheel of Life merkezinde üç hayvan vardır: bir horoz, bir yılan ve bir domuz veya yaban domuzu. Bu hayvanlar, ego’nun “üç zehirini” veya birincil motive edici güçlerini temsil eder: açgözlülük, nefret ve sanrı. Birbirlerinin kuyruklarını ısırırken gösterilirler; bu, olumsuz yönlerin birbirini nasıl beslediğinin sembolik bir temsilidir.

Çeviren: Zeynep Buran Öner

 

KURMASANA TORTOISE (KAPLUMBAĞA POZU)

Kurma kaplumbağa demektir ve bu pozun son hali kabuğuna çekilmiş bir kaplumbağayı andırır.İlk aşamada uzatılmış bacaklar kolların üzerindedir,göğüs ve omuzlar ise zeminde.Bir sonraki aşamada kollar avuçlar açık(yukarı bakar konumda)olarak bedenin arkasına alınır.Son aşamada ise,Supta Kurmasana,ayaklar çaprazlanır,eller bedenin arkasında birleşir ve alın zemindedir.

“Karakterinizi Kurma yani kaplumbağanın ki gibi geliştirmelisiniz.Bir kez kabuğuna girdi mi artık onu hiçbir şey rahatsız edemez. Kurmasana pozunda dikkatinizi içinize yöneltmekten sizi alıkoyabilecek herhangi birini yada herhangi bir şeyi göremez olursunuz.

B.K.Iyengar

 

KURMASANA: KAPLUMBAĞA

Kaplumbağanın kabuğunun kavisi gökyüzünün yay şekline benzetilir;ve kabuğun üzerindeki şekiller ise geceleyin gökyüzüne,takımyıldızları ve gezegenlerle bağdaştırılmıştır. Bu da bize eski uygarlıkların(atalarımızın)hayatlarına rehber olması için yıldızların şekillerinden anlam çıkarma araştırmalarını hatırlatır.İnsanoğlunun merakı her türlü işaretin arkasındaki merakı keşfetmek ister.Bilinmeyeni deşifre etmenin  ve keşfin zaferinde çekicilik vardır.

Kaplumbağa ve güneşin hem sembolizmde birçok açıdan zengin ortak noktaları vardır.Kaplumbağanın kabuğunun üzerindeki işaretler bize güneşteki ışık girdaplarını hatırlatır.Kaplumbağa yavaş hareket eder,güneşin de ufuk boyunca hareketi yavaştır.Kaplumbağanın hiçbir zaman kaybolmadığına dair bir inanış vardır aynı şekilde güneş de hiçbir zaman kaybolmaz.İnsanlar eskiden kaplumbağanın dinlenmek için saklanacağı yeri araması gibi güneşin de dinleneceği yeri bulduğuna inanırlardı.Gün ışığıyla onun hareketi ve dinlendiren gecenin karanlığı mükemmel bir şekilde dengelenmiştir.

Birçok insan için Kurmasana zor bir pozdur,bu poza girmeden önce hazırlayıcı çalışmalar yapmak gerekir.Bu da eğer pozlar derinlik içinde deneyimlenmek isteniyorsa bütün asanaların yavaş gelişim göstermesi gerekliliğini vurgular.Hatırlattığı başka bir nokta ise asana çalışmalarında yarışın yeri olmadığıdır.Kaplumbağayla sembolize edilen yavaşlık,yalnızca duyuların bütün algısı için uygunsuzdur.Bu pozu  yapabilmek için gerekli olan esnekliği geliştirmeye sabrım var mı?Yeterince uzağa eğilebilir miyim?İçimde dinleneceğim yeri bulabilecek miyim?

 

KURMASANA: KAPLUMBAĞA POZU

Kavis,gökyüzünün eğimi,desenler,anlam aramak,merak,cazibe,keşif,

Işık kıvrımları,yavaş hareket,hiçbir zaman kaybolmaz,saklanma yeri,

Denge,yavaş gelişim,sakıncalı,zorluklar,eğilememe,kalçalarımdaki darlık,

Nereye saklanabilirim? Nerede dinlenebilirim?

Kaplumbağa ilgilenmediği(bakıcılığın yapmadığı)bir çok yumurta bırakır;hepsi kendi kendilerine yumurtadan çıkmaları için bırakılmıştır.Yumurtalar fikirlerle ilişkilendirilir-kimisi yumurtadan çıkar ve kimisi basitçe ölür.Zihnimizden geçen sayısız düşünceden çoğu tamamıyla unutulurken,iyi fikir gibi görünen diğerleri kaplumbağanın bıraktığı yumurtalar gibi kendiliğinden yumurtadan çıkarlar.Bu fikirlerden  hangileri dikkat edilmeye değecek?Besinleri neler?

Asananın uygulanış metodu üzerine çok fazla vurgu yapılmamalıdır.Vurgu daha çok bedenle asana arasındaki etkileşim ve kişinin zihinsel ve duygusal alanlarını düzenlemesi üzerinde olmalıdır:bağımlılık,dayanışma ve etkileşim.Asana böylelikle kişinin kendisini araştırmaya devam etmesine  hazırlık  olur.Kişi bedenle zihin arasında olabilecek bütün ilişkiyi öğrenmelidir böylece çatışma içinde olmak yerine birlikte çalışabilirler.Bedenin ütün hareketleri her kasa ve nefese verilen tam bir konsantrasyonla dikkate alınmalı ve kontrol edilmelidir.Asanalar öğrencinin tamamen konsantre olması için tasarlanmıştır.Bedenin bu dikkatli hareketleri bütün ilişkilerimizdeki özenli hareketlerimize yayılmalıdır.

E.A.Wallace Budge kaplumbağanın güçlü sembolik anlamının korkudan saygı duyulan,karanlığın ve gecenin güçlerini temsil eden,Kaplumbağa Tanrı Apesh’in bulunduğu Nubia’dan gelmiş olabileceğini öne sürer. Asanayı yaparken düşünce bu eski sembole verilebilir.Dar kaslar ve uzuvların katılığı bir çok korkuyu yansıtan streslere işaret eder.Korkular canlı biçimde uyarılmış hayal gücüne dayanabilir-bu da demektir ki hiçbirinin gerçek bir kökeni yoktur.Korku bedende bir çok farklı şekilde ortaya çıkan gereksiz stres yaratır.Hayal gücünü yönlendirerek korku dolu düşünceler aç bırakılabilir ve böylelikle dağıtılabilirler. İlk olarak bilinenlerin bir listesini yapmak ve ardından onları ayıklamak yararlı olabilir.Yeniden değerlendirilen hafıza saklı korkuları ortaya çıkarır ve böylece odağı değiştirmeye yardımcı olan dua,mantra veya meditasyonla güçleri oldukça azaltılır.

Bu asana kişiye kendini savunmasız hissettirebilir.Tıpkı tehlikeli bir durumla karşılaştığında kaplumbağanın kaçamayıp kabuğuna saklanması gibi kolları ve bacakları birbirine sarılmış bir kişi de gerçek yada görünür bir tehlike karşısında kalkıp kaçamaz.Korkuya verilen bu tepki korunma isteğinden doğar.

Korunma hakkındaki düşünceler belirsizdir,buna rağmen finansal güvenlik,sosyal konum yada kariyer başarısının bunu sağlamadığı iyi bilinir.Duygular tehdit edildiğinde korunma ihtiyacı artar.Duygusal olarak güvende hissetmek kişinin içinde ancak yavaşça büyüyebileceği olgunluğu gerektirir.Kişinin anksiyeteden özgürleşmesi keskin gözlem ve farkındalık gerektirir.

Bu kişinin nadiren de olsa çabucak kabuğuna çekilme  ihtiyacını dışarda bırakmaz. Ayrım kişiye kendisini gereksizce tehlikeye maruz bırakmamayı öğretecektir.Kabuğuna çekilme ayrıca asabi ve çabuk sinirlenen kişiye dingin ve sakin olmasında yardımcı olabilir.Nasıl ki kaplumbağa yumuşak ve güçlü bir bedene sahiptir;biz de hayatta karşılaştığımız bir çok farklı durumda uygun bir ayrımla bazen çelik kadar güçlü bazen de tereyağı kadar yumuşak oluruz.Doğru tepki sakinlikle sonuçlanacaktır.Aday kabuğu insanların yakınlarına gelmelerini,davetsiz yaklaşmalarını veya dokunmalarını engellemek amacıyla kuvvetlendirmeme konusunda dikkatli olmalıdır.Sizin kabuğunuz neyden yapılma:alınganlık,tepkisellik,alay yada iğneleme?Bu yönelimler ortaya çıktığı derecede vücuda yansıyacaklardır.Fiziksel esneklik ile zihinsel-duygusal esneklik birbirine bağlıdır.

 

KURMASANA:KAPLUMBAĞA POZU

Yumurtalar,fikirler,kontrol,odaklanma,dikkatli hareketler,darkaslar,katılık,,Stres,korkular,hayal gücü,savunmasız,birbirine sarılmış,kabuk,neden geri çekiliyorum-korkudan mı,korunmak için mi?geri çekilme,rahatsız etme alınganlık,hassasiyet,savunmacılık.

Sembolizm insanların ihtiyaçlarını yansıtarak kültürden kültüre değişiklik göstermiştir.Kaplumbağa en değerli bağışı olan kehanet hediyesi ve geleceğe dair bilgi dağıtması özelliklerine doğuştan sahip olmuştur.Kahinlik genel insan karakteristiğinin güvensizliği ve korkusu sebebiyle oldukça saygı duyulmuştur.Bununla birlikte erkeklerin büyük ölçüde kadınların yaşam tarzlarını belirlediklerinden kaplumbağayı gevezelikten kaçınan iffetli kadın modeli olarak göstermeleri hiç de sürpriz olmayacaktır.Roma Mitolojisinde bir figür olan Pudicitia;bu karakteristik özellikleri bir ayağını kaplumbağanın üzerine koyarak göstermiştir,çünkü bu şekilde hiçbir zaman evinden(kabuğundan)ayrılamaz ve konuşamaz.

Mısırda kaplumbağa bereketi, doğurganlığı, dikkati ve öngörüyü temsil eder.Su hayvanı olması,doğası gereği Nil’in yükselişini, kıyıların verimliliğini ve yiyecek üretimini tahmin eder ve böylece hayatın devamını sağlardı.Hayatta kalmaya ve uzun yaşama duyulan yoğun istek başlangıçtan bu yana insanoğluyla birliktedir,farkındalığı yansıtan,belirsiz olsa da,her bir yaşamın amacı adım adım içindeki tanrısallığı hatırlamaya yaklaşmak olmuştur.

Ancak nasıl bir paranın iki yüzü varsa, kaplumbağanın Tanrı Ra’nın düşmanı olduğuna dair de bir kurgu vardır.Bu eski bir lahitteki yazıta dayanır, ”Ra yaşar,Kaplumbağa ölür”. Kaplumbağa ayrıca eski Sümerlilerin takım yıldızları hakkında yaptıkları yorumlarda su tanrısı E-A ile ilişkilendirilmiştir.

Bhagavad Gita der ki, ”Kaplumbağanın bütün uzuvlarını içeri çektiği zaman ki gibi kişi de hislerini duyu-nesnelerinden çektiğinde,akıl tutarlı ve sakin olur.”Kaplumbağa içe dönüp neyin çıkarıldığını(söndürüldüğünü)dikkatlice kontrol etmeyi sembolize eder.

Dünya algısı ancak duyular yoluyla mümkündür.Deneyimler bize gösteriyor ki duygusal tepkileri kontrol etmenin ve nötr kalmanın büyük zorlukları var.Yorumlayıcı olan zihin sadece duyguların mesajlarını boyamakta ve dolayısıyla onları pekiştirmekte çok hızlıdır.Tartışma,zıtlaşma ve düşünce ifadelerinin diğer çeşitleriyle harcanan enerji bütün algı duyularından geçici olarak geri çekilerek onarılabilir veya korunabilir.Başkalarının ihtiyaçlarına gösterilen hassas algı,kendine yönlendirilmiş negatif hassasiyet olan alınganlığın üstesinden gelmeye yardımcı olacaktır.Böylece tartışma görüş alışverişine dönüşür ve fikir ayrılığı başkalarından kendine çevrilir.

Duyguları stabilize etmek için anlaşmazlığın yer aldığı kişisel bakış açısını belirlemek gerekir.Duygusal tepkilerden kaçmak veya uzaklaşmak mümkün değildir, ama zorlayıcı etkileri azaltılabilir böylece kişi daha az incinir olur.Devam eden derin düşünceler yanlış arkadaşlığın farkındalığını ve gizli eğilimlere yönelten istenmeyen etkileri ortadan kaldırır.

Kaplumbağa su kenarında yaşar ve bu yüzden kendi varlık dünyasında yabancı birçok canlıyı kabul etmek zorundadır. Tehlike ortaya çıktığında, kaplumbağa güvenlik için suyun derinliklerine dalar. Negatif eğilimlere yönelim arttığında kişi de aynı şeyi yapmalıdır-meditasyonun derin sularına dalmak ve kendini yakalanmaktan korumak için bütün duyularını geri çekmek.Düzenli meditasyon çalışmaları hem dışarıdaki etkilerden hem de içimizde yükselen negatif özelliklerden özgürleşme duygusu verir.

Bütün uzuvlarıyla içine çekilen kaplumbağa bir kez daha kabuğundan çıkacak, yaşama dönecek ve yiyecek bulacak ve kötü arkadaşın gidip gitmediğini kontrol edecektir.Ayrım kişinin kendisi ya da başkaları için “ayağa kalkmak ”(Tadasana) için “boynunu uzatmak”ta doğru zamanın ne zaman olduğunu karar vermekte; yada kişinin sorumluluğunda olmayan olayların suçunu yüklendiği duyguların zorlayıcı baskısının farkına varmak için gereklidir.Ego her zaman kendisini cazip duruma getirmek için çabalayacaktır.

Dört uzuv ile baş bu pozda sergilenmektedir. Hepsi aynı kaynaktan olmasına rağmen varsayılan beş farklı enerji vardır. Prana düşüncesi oluştuğunda zihinsel bir enerji akışı başlar.Arınmış zihin vücudun bir çok bölümünde ve hayatın bir çok alanında ortaya koymak için prananın akışına izin verebilir.

Bir kaplumbağanın zihninden neler geçer?Ne kadar az biliyoruz.İnsanoğlu kendini ve etrafındaki dünyayı anlamak ve kainattaki yerini bulmak için çok çaba sarf etmiştir.Eğer kaplumbağanın kabuğu gökyüzünün bir sembolüyse ben şu an neredeyim?Üzerimde hangi takımyıldızları var?Göremediğim ama yine de orada olduklarını bildiğim yıldızlar sadece geceleyin görünür olurlar.Karanlık ışığın ve anlayışın cazip olması için gerekli mi……hatta özlemi getirmek için ?

 

YANSIMALAR: KAPLUMBAĞA

İnsanoğlu dünyaya İlahi bir kıvılcım ve belli bir oranda bilinç ve farkındalıkla gelir-sınırlandırılmış ama temel olarak ruhsal yaşama düşman olan zorlu bir çevrede ayakta kalmak için gerekli.Kaplumbağanın kabuğu korunma açısından bir avantaj olmasına karşın birlikte yaşamak için kolay bir şey değildir.Benzer olarak insanlarda içlerindeki ilahi kıvılcımın farkındalığıyla yaşamayı zor bulurlar ve bunu doğru(uygun)davranıştan uzaklaşarak gösterirler.Bir çok insan ruhsal yaşamı arzular ama bu ilahi hedefin peşinde sadece birkaçı tıpkı doğduktan sonra denize ulaşan ve bir daha karaya dönmeyen erkek kaplumbağalar gibi hedeflerine ulaşılırlar.

Vivekananda,Amerika’ya gelen ilk Hint yogi (geçen yüzyılın sonunda) kaplumbağayıöğretilerinde ve yazılarında harika yada acı verici olsa da engellerin üstesinden gelmenin gerekliliğini vurgulayan bir sembol olarak kullanmıştır. Kaplumbağanın uzuvlarını  bir kez içine çektiğinde onu ateşe koyup yaksanız bile dışarı çıkartamayacağınızı belirtmiştir.

Bir aday için dış dünyadan gelen istenmeyen zıt etkileri kontrol etmede sahip olunacak bu tür bir güç ile dayanıklılık ve içsel güçlerin dokunulmamış kalmasını sağlamak kahramanca bir güç gerektirir. Sadece Indriyas’ın (duyularının) gücünün farkındalığına sahip olan kişi isteklerini ve en iyi niyetlerini yıkmak yetilerini hafife almayacaktır.

Ruhsal yaşamı elde etmeyi sorgulamada zekalarını kullanmaktan kaçınma ihtiyacında olanlar kendilerini alt üst ederler.Hatırlamakta yarar vardır ki bir kaplumbağa ters döndüğünde kendini düzeltecek güce sahip değildir ve sonunda ölür. Aklını çelenlere kulak veren arayıcı da dolayısıyla ölmek için İlahi kıvılcıma izin verecektir.Akıl çelen olaylar, nesneler, duygular önce tatlı gelse de sonrasında acı bir tat bırakır ve hatırası da yürek burkacaktır. Sorgulana geleceğin boşluğu da kişiyi bırakıp gitmeyecektir.

Birçok farklı kültürde ortaya çıkan büyük tufanla ilgili güzel ve etkileyici birçok Hint masalı vardır.Hindistan’da dünyayı koruma sorumluluğunu üstlenen Hindu Üçlemesi, Vishnu’nun koruma yönü en üst sıraya sahiptir. Vishnu dünyayı-Mandara Dağını-sırtında taşımak ve çalkalanan sular tarafından yutulmasını engellemek için Kurma-Büyük Kaplumbağa-olmuştur.Öyle görünüyor ki dünya birçok kez fırtınalı sular tarafından zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Vishnu yaratıcı gücün merhametli yönüdür.Ve o kendi ilahi doğasını,doğuştan gelen kıvılcımı unutan ve yaptığı yanlışları telafi etmek,doğruya çevirmek için tekrar ve tekrar doğarak başka bir şans ihtiyacında olan insan ırkının zayıflığını göz önünde bulundurmuştur.

Kişisel gücümüzü bilgece kullandığımızda psikolojik engeller yok olur ve temeldeki iyiliğimiz,etik ideallerimiz ve sadakatimiz tamamıyla oyuna girer ve bir gün Farkındalıkla taçlandırılacak bir yaşama liderlik eder.

Kral Milinda Nagasena’nın etkileyici ve bir o kadar dokunaklı cevapları olan ciddi sorularına oldukça kafa yormuştur.Kral, Bilgeden her kişinin ulaşması gereken kaplumbağanın beş özelliğini anlatmasını istemiştir. Nagasena kaplumbağanın ilk özelliği için şöyle bir cevap vermiştir;Samimi bir adayın bütün dünyada yaşayan tüm canlıları içine alan (kapsayan) bir kalbe sahip olmaları gerekir ve bu kalp eleştiri, nefret ve kin duygularının ötesinde anlayış ve sevgiyle dolu olmalıdır-çünkü bütün canlıların içindeki Yaşam Gücü Birdir.

Bilge ayrıca kaplumbağa ve arayıcının ortak başka bir karakteristik özelliğini de anlatmıştır.Yaklaşan tehlikeyi ve aklını çelen duyguları görme yeteneğiyle arayıcı kendini meditasyonun derinliklerine bırakır, tıpkı kaplumbağanın kendini suyun derinliklerine bırakması gibi. Kaplumbağa gibi aday da güneşte  yada Bilginin veya bilgeliğin ışığında olma ihtiyacı duyar. Kaplumbağa dinlenmek için toprakta delik kazarken, aday da yansıma ve meditasyon için sessiz bir köşeye çekilecektir.

Eski öğretmenler dünyasal kazançlardan, onur ve övgüden kaçınılması gerektiğinin farkındaydılar. İçsel sükûnet, yansıma ve meditasyon kutsal olmak için ayrılan zamanda yalnızlıkta bulunabilir.Dağlarda bir mağara yada küçük bir kulübe ,şehirde edinilen alışkanlıkları kırmakta yardımcı olabilir. Başka bir düşünce ise meditasyon için ayrılmış bir oda oluşturulmasıdır.Eğer bunların hepsi başarısızlıkla sonuçlanırsa herkesin kendi kalbinin içindeki mağarada veya görünmeyen dünyasında bilginin diğer kaynaklardan yayıldığı bir yer vardır.

Bilge ayrılmadan, Kral şöyle bir sonuca varır; Bu kral için adayın sahip olması gereken kaplumbağanın beşinci özelliğini ifade eder. Kutsanmış olan tarafından,bütün tanrılardan üstün tanrı olan en mükemmel Samyutta Nikaya’da için, kaplumbağa kıssasının Suttasında şöyle denir: ”Kaplumbağanın uzuvlarını kabuğunun içine çekmesi gibi bırak Bhikshu (aday) bağımsız olarak, kimseyi incitmeden zihnindeki düşüncelere gömülsün,kimse için kötü konuşmadan kendini özgür bıraksın.”

Bütün büyük olanlar zaman zaman içlerindeki Tanrısal Kıvılcımı aramak, yaratıcı güçten gelen ruhsal hediyeyi aramak için en içteki benliklerinin kabuğuna çekilmişlerdir. Aday kalbindeki mağaraya saygıyla baktığında, ego zihnin (vücut zihninin) ışıktan kaçmaktan başka şansı olmayacaktır.

Yaşam düz bir çizgi değildir; hareketlidir. Gökyüzüne baktığımızda ufkun eğriliğini (kavisini) görürüz, tıpkı kaplumbağanın kabuğu gibi ve birçok yıldızın ve gezegenin titreşen ışıkları altında dururuz.Sınırların ötesine geçme yolundaki en büyük engel olan kibir, yinelenen soruların cevaplarını aramada bir kum tanesidir; Evrendeki yerim neresidir? Kozmosla olan ilişkim nedir? Ben kimim?

Kaplumbağa pozuna rahatlıkla girebildiğinizde, bütün eski psikolojik problemlerin göğsünüzden ayrılmasıyla kendinize olan güvenin büyük oranda arttığının rahatlatıcı düşüncesine sahip olacaksınız ve sırtınızı kavislendirdiğinizde dünyayı-Mandara dağını-sırtında taşımış olan Kurma’yı-Büyük Kaplumbağayı-anımsatacaksınız.

Kaplumbağanın kabuğu hem onun evi hem de kalıcı bağımlılığıdır. Aynı anda hem özgürlüğü hem de sınırlarıdır. Kişinin Yüce Tanrı Tapınağı dışarıçıkmasını imkansız kılan bağımlılığı olsa ne kadar muhteşem olurdu. Bu da bize bu tür bir bağımsızlığın sadece çok az adayın başarabileceğini hatırlatır.

 

REFERANS NOTLAR: KAPLUMBAĞA

1”.Kaplumbağanın ününü neden Afrika ve diğer halk bilgilerine dayanarak kazandığını görmek hiç de zor değildir. Yiyecek olmadan uzun süre var olabilme yeteneği, öldürülme zorluğu, kendini gizleme kolaylığı, yavaş hareketleriyle gizemli görünüşüyle, sonsuz dikkatliliği, sabrı, dayanıklılığı ve bilgeliği, acımasız mizah anlayışıyla bazı türlerin sihirli ve doğaüstü güçlerini bir araya getirir.“MACULLOCK, Bütün Irkların Mitolojisi bölüm 7,307.

Adsız 5 - KURMASANA TORTOISE (KAPLUMBAĞA POZU)

 

2.”Eski Çin’de gelecek bilgisi sebebiyle kaplumbağanın bütün diğer kurbanların önüne konulduğu dini törenler vardı.”Lİ Kİ,VII.II,17

Adsız 6 - KURMASANA TORTOISE (KAPLUMBAĞA POZU)

Aynı zamanda kaplumbağanın çok zeki olduğuna inanılırdı.Bu dört zeki canlı hangileriydi? Bunlar KhiLin, anka kuşu, kaplumbağa ve ejderhaydı. Ejderha evcilleştiğinde (çamurun içinde yaşayan) Mersin balığı ve diğer bütün balıklar insanlardan saklanamazlardı. Anka evcilleştiğinde, kuşlar onlardan kaçamazdı. Khi-Lin evcilleştiğinde canavarlar uzaklaşamaz, kaçamazlardı. Kaplumbağa evcilleştiğinde erkeklerin duyguları hatalı ders almazdı. (Çevirmenin notu:birçokları tarafından parçadan çıkarılan ders insanların iyiliği rehindir ve refaha giden yolu vadeder.)Ibıd.,vıı.ıv,10.

3.Kaplumbağa ayaklarını ve kafasını kabuğunun içine sıkıştırdığında, siz onu öldürüp parçalara ayırsanız bile dışarı çıkmayacaktır, bu bir kişinin karakteri gibi değişmez bir şekilde kurulmuştur. Kişi kendi içsel gücünü kontrol eder ve kendi isteği dışında hiçbir güç onları dışarı çıkartamaz. Bu süreklilik içindeki iyi düşünce refleksleriyle,zihnin yüzeyinde hareket eden iyi etkilerle, iyilik yapmaya olan eğilim güçlenir ve sonuç olarak Indriyaları (duyu organlarını ve sinir merkezlerini) kontrol ettiğimizi hissedebiliriz. Swami Vivekananda,Karma Yoga ,40.

4.Kral Milinda’nınSoruları,vıı,1,12 (ayrıca bakınız VII,6,3)

5.Ibid.,VII,1,16

6.Çeşitli düşünce okullarından gelen ”Yeniden doğma”(İsa), ”doğuş” yada “doğurma” ifadeleri neyin gerçekleştiğini çok uygun bir şekilde ifade eder.Doğum kazanılan deneyimler biraz endişe verişi olsa da kişinin kendi içinde Işık oluşuna,anlatılmaz güzelliğe verilen isimdir. Psikolojik problemler sebebiyle maruz kalınan engellerin aşıldığı hamilelik dönemi tabiki ağrısız, acısız değildir. Ama sonra kişi görür ki çayırda yürürken görülen vahşi çiçekler hem çok küçük hem de çok alçakgönüllüdür.Sabahın erken saatlerinde öten kuşun şarkısı önceleri baş ağrıtıp uyutmazken birdenbire kulağa müzik gibi gelir. Biri yeni bir hayata doğmuştur. Sonra şu sorular yükselir, ben insan suretinde bir Tanrı yada Tanrıça mıyım yoksa Tanrısal surette bir insan mı?Eğer Tanrının Krallığı içimdeyse ben onun hakimi miyim?

O anlık görüntü, o kısa an, o özgürlüğün nefesi hafızanızın derinliklerinde bir mücevher olur. Oradan Işık üretir ve Kurtuluşla Özgürlük için yürekten gelen isteği güçlendirir.

7.”Kabuğun altı fani dünyadır; o bir bakıma sabitlenmiştir. Sabitliği adeta yeryüzü dünyasıdır. Kabuğun üstü ötedeki gökyüzüdür; sanki kendi sonu eğildiği noktadadır; ötedeki gökyüzünün de sonu vardır sanki eğildiğinde ve kabukların arasında olan şeyse havadır. Kaplumbağa bu dünyalardır; o bu dünyalardır ki mihrabın parçasını oluşturmak için öylece uzanan.”SatapathaBrahmana, bölüm VII:5,1.

Çeviri: Demet Filizkan

VRİSHCHİKASANA SCORPION (AKREP POZU)

Vrishchika bu pozun benzetildiği canlı olan akrep anlamına gelir.Kolların üst kısmı zeminde dinlenirken,bacaklar yukarı kaldırılır ve baş ile göğüs yukarı doğru uzatılır.Bacaklar dizlerden bükülür ve başın taç noktasına değene kadar yavaşça sırtın arkasına doğru alçaltılır.

 

VRİSHCHİKASANA:AKREP POZU

Tehlikeli,fark gözetmeyen,iğneler,ağrı,güçlü,koruyucu,sihir,taç,denge,

yetenek,güç,tanrıların içkisi(nektar) ve ölümsüzlük yemeği,Bilincin yüceltilmesi,kendini yüceltme,ödül,incinmek,merhamet,cömertlik,zamanı değerli kılan,cinsel aktivite.

İlk olarak birçok acının gerçekleşmesi başka insanların incitilmesiyle oluştuğu  düşünülse de sonra anlaşılır ki kişisel acılar geçmişte fark edilmeyen bağımlılıkların ve kibrin bir sonucudur.

Tanrıça Selket’in merhameti en fakir köylü kadından hükümdar kraliçeye kadar bütün kadınlara sunulmuştur.İnananları ona döndüğünde onlara sağlık verirdi,doğumda destek sağlardı ve tüm ihtiyaçlarını karşılardı.Kadınları cahillikten kurtarmayı kendi kutsal potansiyellerini farketmelerini istiyordu.Bu aynı zamanda Bakire Meryem’de,Tibet Budistlerinden Tara’da,Çin’de ve Japonya’daki KwanYin’de görülen merhametin aynısıdır.Onlar doğanın ve üremenin inanılmaz baştan çıkarma gücünü ve içgüdülerin üstesinden gelmek için bilincin ne gerektirdiğini biliyorlardı.

Akrebin iğnesiyle cinsel ilişki arasındaki ilişki ise kadınla erkek arasındaki ilişki ile kolaylıkla anlaşılabilir.Erkek için seçim kadınınkinden farklı değildi:üremek için ya kadının rahmine tohumlarınıbırakır(bu yüzden Eski Ahitte erkeğe ekici/tohumlayıcı denirdi.)ya da Kutsal Bilgeliğin rahmine girmeye ve bütün içgüdüsel güçleriyle Kutsal Anneye teslim olurdu.Böylelikle ondan içgörü,üçüncü kulakla duyabilme yeteneği ve fiziksel zevkle ruhsal haz deneyimleri arasındaki farkı ayırt edebilme gibi hediyeleri olacaktı.

Kutsal Anne ona bağlı olanı hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmazdı.Onu  bilincinizin tapınağında yani bedeninizde bulabilirsiniz.

REFERANS NOTLAR:AKREP

1.Akrebin saldırgan ve tehlikeli doğası ona Eski Mısır’da kötülüğün ve karanlığın koruyucusu ününü kazandırmıştır.”Chuchward,İlk İnsanın İşaret ve Sembolleri,103

2.Selket Tutankamun’un mezarını koruyan zarif heykellerdeki dört tanrıçadan biridir.
Adsız 3 - VRİSHCHİKASANA SCORPION (AKREP POZU)

Akrep Takımyıldızı

Çeviri: Demet Filizkan